Temmuz 31, 2011
Macera Dolu Amerikaaa!!!… Part:I Veeee Yellow Stone!…(Tanrım Dünya Aslında Ne Kadar Muhteşem Bir Yer!!!)
Sabaha karşı saat 4 gibi başladı yolculuğumuz. Bu arada UTAH Bölgesinde 24 saat açık olan Walmartlar cidden harika unuttuğumuz birkaç eksiğimizi sabaha karsı saat 3 de gidip almıştık. Artık tüm hazırlıklar tamamdı. Yolculuğumuz esnasında Lagoon da çalışan diğer Wat örgencilerinden oluşan bir araba dolusu genç de bize eşlik edeceklerdi. İki araba olarak yola çıktık. GPRS e Yellow Sotone varış noktasını da girdikten sonra geriye sadece gaza basmak kalıyordu.
Amerika’da araç kullanmak hiç sorun değil otoyollar o kadar güzel ki ve sanırım buradaki arabalarda o selektör yapmayı sağlayan kol ve kornalar yok
öyle arkanızdan bir teker mesafesine kadar gelip kimse size selektör yapmıyor yani.
Tüm Amerika seyahatimiz boyunca yaklaşık 5.800 km yol yaptık ve hiç kimseye korna çalmadık. Trafik kurallarına ve yollardaki hız limitlerine kesinlikle uyuyorlar. Hız limitleri de gayet makul olarak ayarlanmış zaten. Daha fazla sürat yapmaya ihtiyaç duymuyorsunuz. Gün ağarmaya başladığında etrafımızdaki iklimde değişmeye başlamıştı. Jackson Hole diye bir kasabada seyahatin ilk molasını vermiştik.
Amerika’da en çok dikkatimi çeken şeylerden biride nerede olursanız olun insani ihtiyaçlarınızın sonuna kadar düşünülmüş olmasıydı. Bu küçücük kasabada bile bizler için konfor sayılan fakat Amerikalılar için doğal kabul edilen pek çok şeye ulaşmak mümkündü. Güneş yükselmeye başladığında etrafımızdaki doğanın büyüleyiciliği bizi arabanın camlarına yapıştırmıştı bile. Evet oldukça büyük bir ülke evet pek çok doğa harikası şey var fakat her şeyden önemlisi. Bu güzellikleri olduğu gibi muhafaza edip korumuşlar. Yellow Stone yolu boyunca otoyol üzerindeki geyik ve tavşan çıkabilir tabelaları da bizler için oldukça ilginçti.
Milli Park girişinde haritamızı arabanın üzerine yayıp nereleri görebileceğimize karar verdik.
Yellow Stone için 1 gün ayırmıştık. (Büyük Hata) ve öğlen olmak üzereydi. O yüzden aracınızla içinde 4-5 saat yol yapabileceğiniz bu kocaman milli parka giderseniz mutlaka ve mutlaka en az iki gün ayırın ve kamp yapın. Yoksa bizim gibi o kadar yol gidip bir kısmını göremeden dönebilirsiniz.
Yellow Stone cidden bir doğa harikası. Hemen biraz ansiklopedik bilgi vereyim
Yellowstone Ulusal Parkı ABD’nin Idaho, Montana ve Wyoming eyaletlerinde yer alan ulusal parkı. 1 Mart 1872′de Devlet Başkanı Ulysses S. Grant’ın imzasıyla ABD’nin ve dünyanın ilk ulusal parkı olmuştur.
Dünyanın ilk ve en eski milli parkı olma özelliğini taşımaktadır. Yellowstone Milli Parkı’nın büyüklüğü yaklaşık olarak 8987 km²’dir. Amerika’nın Idaho, Wyoming ve Montana eyaletlerinin kesiştiği yerde bulunur. Büyük bir kısmı (%92) Wyomingde olmakla birlikte %8′i Montana ve %2 si ldaho eyaletine kadar uzanmaktadır. Özellikle içinde bulunan çok büyük gayzerleri ile tanınır. Dünyadaki sıcak su kaynaklarının yarısı burada bulunur ve sayıları 10000′i aşmaktadır.Yellowstone da 300 den fazla gayser,290 dan fazla da irili ufaklı şelale bulunmaktadır. Kaynak: wikipedia
Yellowstone gidipde mutlaka görmeniz gereken yerlerse, Old Faithful .Grand Canyon of Yellowstone .Madison .Mammoth Hot Spring .Mud Volcano .Norris .West Thumb .Yellowstone Lake .Fishing Bridge Lower-Upper Falls noktalarıdır.
Old Faithful en çok ziyaret edilen gayser’dir.Yellowstone’daki belki de dünyadaki en önemli gayserdir.Yaklaşık olarak her 91 dakikada bir, çok yüksek sıcaklığa ulaşan sıcak suyu ve buharını havaya püskürmektedir.
Yellowstone National Parkı Memeliler, kuşlar, balıklar ve sürüngenlerin yüzlerce türüne ev sahipliği yapmaktadır. Yellowstone’da özellikle boz ayı denen grizzly türü, siyah ayı, buffalo,Amerika da yetişen bir geyik türü olan elk geyikleri,antilop,çakal ve vaşaklar yoğun olarak bulunmaktadır.1960′ların sonuna doğru Yellowstone da özellikle ayı populasyonu oldukça artmıştır. Ayılar insanlardan korkmadıkları için ,park ve piknik alanlarındaki çöpleri karıştırarak yiyecek temin etmeye çalışmaktadırlar.Sonunda bunu önlemek için parktaki tüm çöp kutuları tamamen kapalı ve onların erişemeyecegi şekilde yeniden dizayn edilmiştir. Parktaki termal aktivite de hayvanların yiyecek teminine büyük ölçüde yardımcı olmaktadir.Gayzerlerin yaydığı ısı sayesinde otlar daha iyi gelişmekte ve bu ısı otların kışın karlarla örtülmesini dahi önlemektedir.Bu sayede kış aylarında genellikle güneye göç eden su kuşları ise parkta kışında yaşamlarını sürdürebilmektedirler. Bunun yanısıra Yellowstone da yaklaşık 1100 çeşit yerli bitki,200 den fazla egzotik bitki bulunmaktadır.
Bu kadar ansiklopedik bilgi yeter gerçektende inanılmaz bir park şelaleler, çılgınca akan nehirler. İçinde özgürce dolaşan hayvanlarla tam bir doğa harikası.
Biz öyle ağzımız bir karış açık etrafı seyrederken trafik bir anda durdu. Yolun orta yerinde kocaman bir bizon salına salına caddede yürüyordu. Korkuyla karışık bir şaşkınlık evresinden sonra hemen fotoğraf makineme sarıldım. Dışarı çıkıp çekecek cesaretim olmadığından ben fotoğraflarımı arabanın içinden çektim.
Ve daha da şaşırtıcı olanın ise hiç kimsenin kornaya basmadan araçlarını üstüne sürmeden saygı ile bu hayvanın yoldan geçişini izlemesiydi. Zaten o kadar muhteşem bir yer ki siz arabanızla giderken yol kenarlarında geyikler otluyor.
Tavşanlar cadde de geziyor. Bir Türk için inanılır gibi değil yani. Ülkemde ki milli parklar geldi aklıma. İsyanla karışık bizde niye geyikler filan böyle ortada gezinemiyor diye söylendim. Dilara hemen atladı anne bizde trafik işaretlerini söküp hurdacıya satıyor millet; böyle ortada gezinseler onları yerler dedi. Haklıydı!..
Dikkatimi çeken bir diğer şey ise etrafta hiç çöp olmayışıydı. O kadar kocaman arazide bir tane bile çöp olmaz mı? Ama yoktu. Yol üzerinde belli aralıklarla yaptıkları tuvaletler hiç mi kokmazdı? Kokmuyordu. Küçük tuvalet kabinlerinin hepsinin demir kapısı, kapı arkasında ayı gelirse ne yapacağınıza dair uyarı yazıları el dezenfektanı, peçete, lavabo ve su vardı. Şunu belirtmeden geçemeyeceğim, Yellowstone da dahi olmak üzere ki orası cidden dağ başı Amerika’da girdiğim hiçbir tuvalette lanet olsun bu ne pislik demedim. İçim kalkmadı. Buna Burgerking ve Mc Donalds gibi herkese açık tuvaletlerde dahil. 20 günlük seyahatim boyunca sadece NY de küçük bir pizzacının tuvaleti biraz pisti ama peçete ve sabun yinede vardı. Şimdi neden sokaklar ve etraf bu kadar temize gelelim; elbette kültürel bir farklılık var ama uygulanan cezalarda astronomik. Mesela otoyola çöp atmanın cezası 1000 $ mış. Bizde de cezalar var ama kim uyguluyor, kim uyuyor. İnanılmaz bir otokontrol sistemi yerleşmiş. Aman etrafta polis yok atayım filan demeyin. Polisin sizi görmesine gerek yok, hemen arkanızdaki araba polisi arayıp plakanızı veriyor. Poliste Türkiye’deki gibi “beni niye aradın ki şimdi kardeşim” tavrında değil. Hemen gereğini yapıyor. San Luis Obispo’da başıma gelen bir olay bunu çok net özetledi. Onu San Francisco yolculuğumu anlatırken ayrıntılarıyla anlatacağım.
Dönelim Yellowstona, Old Faithful’u mutlaka görmelisiniz. Zaten Amerika’ya giderseniz mutlaka Yellowstone’u görmelisiniz de. Old Faithful cidden inanılmaz bir gayzer şanslıydık ki biz oraya vardığımızda püskürtmeye yeni başlamıştı. İnanılmaz bir manzara bir ara az kalsın fotoğraf çekmeyi unutuyordum.
Hemen yakınındaki tamamı ahşaptan yapılmış hem otel hem de dinlenme tesisi olan yerde mimarisi ile bizi hayran bıraktı. Her türlü hediyelik eşyayı bulabilirsiniz geyik, ayı maketleri anahtarlıklar. Ayı yogi deki Orman korucusu kostümleri. Ha bu arada bu parkta gerçekten Ayı Yogi deki orman korucusu gibi giyiniyor orman bekçileri.
Gayzer yataklarının etrafı bembeyaz ve gayzerlere yaklaşmak kesinlikle tehlikeli ve yasak ama çitle filan çevirmemişler girmeyin diye sadece uyarı yazıları koymuşlar. Kamp yapılacak alana doğru ilerlerken küçük bir gayzer yatağının kenarında arabaları durduk. Gençler bizim gençler tabi meraklıyız da
Gayzere uzaktan taş filan attı bizim çocuklar bende onlara uydum. Gidip yakından baksak filan bir gır gır bir şamata yaptık hemen gidersin gidemezsin çaktırmadan gayzere doğru yanaşmaya başladık. ( sanki yakından görünce ne olacaksa ) O sırada o orman korucularından biri canhıraş düdük çalıp kan ter içinde koşarak geldi. Adam o kadar paniğe kapılmış ve şok geçirmişti ki. Hızlı hızlı bize ne kadar tehlikeli bir şey yaptığımızı bir taraftan da uyarı yazısını göstererek anlatmaya çalıştı. Gerçekten çok korkmuştu. Meğersem gayzerin yanına gitmeye çabaladığımız o beyaz zeminin çökme tehlikesi varmış
. Biz Türk’üz hacı bize bir şey olmaz desekte ki anlamamıştır çünkü Türkçe söyledik.
Konuyu fazla uzatmadan hemen arabalara binip oradan kaçtık. Dikiz aynasından baktığımda şapkası elinde, elleri belinde hala inanamayan bir ifade suratında söyleniyordu. Aşağıda taş atmaya çabaladığımız gayzer ve ben
Lower Falls civarında diğer WAT örgencilerinin kamp yapacağı Bear Camping alanına gelmiştik. Kamp yapma prosedürlerini öğrenmek üzere ofise gittik. 25 $ civarında kamp alanını kiralayabiliyorsunuz. Size bir yer gösteriyorlar. Mangalınız, çöp tenekeniz, yakınlarda tuvaletiniz ve en önemlisi güvenlik görevlileri var. Ben 25$ vermeyeceğim diyorsanız da kamp yapmanız mümkün. Fakat oldukça fazla ayı, vaşak, bizon gibi hayvanın özgürce ortalıkta gezdiği bir parkta bunu yapmak isteyeceğinizi sanmıyorum. Gerçekten tehlikeli olabilir. Ve en önemlisi burada yiyeceklerinizi asla ve asla açıkta ve ortada bırakmamanızı tavsiye ederim. Kamp yerinde dahi olsanız gecenin bir yarısı bir ayıyla burun buruna gelmeniz çok mümkün. Kamp yeri işimizi de garantiye aldıktan sonra hemen yakınlarda bulunan Lower ve Upper Falls’ı görmeye gittik. Debisi bu kadar yüksek bir nehiri bugüne kadar görmemiş olan bizler için cidden muhteşem bir manzaraydı. Zaten Yellowstone’u gezerken genel olarak şunu hissediyorsunuz. Tanrım! Dünya aslında ne kadar muhteşem bir yer.
Hava kararmak üzereydi artık. Kamp çadırını kurmak ve akşam yemeğini hazırlamak üzere gençlere yardım etmek şarttı. Kamp yapılacak alana geri dönüp hemen çadırı kurmaya başladık. Bu arada bende mangalda pişireceğimiz etleri hazırlamaya başladım. Bir yandan çadır kuruluyor, bir yandan mangal yakılıyordu. Mangalı tutuşturmak için etraftaki kurumuş küçük ağaçlardan da faydalandık. Kesin onları kesmek de yasaktır ama akşam alacasından da istifade ederek yine Türk zihniyetimizi gösterdik.
Yellowstone’da gezerken böyle bembeyaz olmuş kurumuş pek çok ağaç göreceksiniz. Volkanik bir bölge olduğu için pek çok ağaç bu şekilde yanmış gibi sanki. Fakat inanılmaz bir görsel şölen oluşturuyorlar.
Artık akşam saat 21.00 civarıydı. Karanlıkta yarısı pişmiş yarısı pişmemiş etlerimizi büyük bir keyif ve neşe içinde yedikten sonra diğer WAT örgencilerini orada bırakarak Las Vegas maceramız için yola koyulduk.
Macera Dolu Amerikaaa!!!… Part:I -Yolculuk, Frankfurt ve Salt Lake City
Tam 5800 Km. Yol kat ettim Amerika’da Uçakla değil, bildiğiniz arabayla yaptığımız yol bu. Bu yolculuğumuz esnasında neler yaşadık? Başımıza neler geldi? Nerde yedik? Nerde yattık? Nereleri gördük? Hepsini sizlerle paylaşacağım. İlk kez Amerika’ya gidecekler için mükemmel bir rehber olacağını düşünüyorum. Keyifli okumalar dilerim.
Amerika yolculuğum 14 Ağustos günü başladı. Sevinçten yerimde duramıyordum. Her zaman yolculukları sevmişimdir ama bu defaki başkaydı. 14 Ağustos sabahı 04.30 da uçağımız Frankfurt’a doğru havalandı. Biletleri Frankfurt aktarmalı ve Frankfurt’ta 8 saat beklemeli almıştım. Bir taşla iki kuş 8 saat Frankfurt’u gezmek için yeter bir süre olacaktı ki öylede oldu. İki saat sonra Frankfurt’taydık. Havaalanının içinden kalkan trene atladığımız gibi şehir merkezine doğru yola çıktık. Hauptwache durağında inerseniz şehir merkezine gelmiş oluyorsunuz. Metroyla şehir merkezine doğru ilerlerken 4-5 tane Türk yolcuyla sohbet ederek geldik. Her trafta Türkler vardı.
Serin bir yaz sabahıydı. Bu yolculuğun benim için çok özel bir anlamı da vardı aslında. Nisan ayında kaybettiğim sevgili Anneme hep takılırdım seninle şuraya gideceğiz seninle bunu yapacağız diye. Hiç beklemediğim bir ada onu kaybetmiş olmanın burukluğunu yaşıyordum. Fakat tüm bu yolculuk boyunca onun sandaletlerini giyerek onunda ayağının basmadığı yer bırakmamaya söz vermiştim kendi kendime.
Şehir merkezine ulaştığımızda hem zaman farkından, hem de erken bir saatte orda olduğumuz için her yer kapalıydı. Biraz etrafı dolaştıktan sonra güzel bir cafe de sabah kahvaltımızı yaptık. Bir süre sonra ortalık hareketlenmeye başlamıştı bile. Frankfurt oldukça güzel bir şehir ama doğruyu söylemek gerekirse kendimi yabancı bir ülkede gibi hissetmedim. O kadar çok Türk var ki. İster istemez bizim kültürümüze oldukça yaklaşmışlar. Şehir merkezinde İş Bakası bile var.
Öğlene doğru etraf epey kalabalıklaşmıştı. Mağazaları gezerken gördüm ki tekstilde cidden bizim ülkemizin üzerimize pek ülke yok. Markalı ürünler ise bizdeki fiyatlarından çok da ucuz değildi. Birde kafanızda Euro bazında yazan fiyatları hemen TL ye çevirme refleksi olduğu için bir şey almak daha da zorlaşıyor. Epeyce dolaştıktan sonra öğlen yemeği olarak da güzel bir ezogelin çorbası içip havaalanına gitmek üzere tekrar metroya bindik.
Uçuşumuz American Airlines’le olacaktı. Uçağa gitmek için kapıya geldiğimizde yine bir kontrolden geçtik. Amerikan vatandaşları bir yerden alınırken biz turistler başka bir kontrol memuruna yönlendirildik. Vizemiz olsa da tekrar parmak izlerimiz alındı ve birkaç soruya cevap verdikten sonra uçuş kartlarımızla uçağımıza doğru yola koyulduk. Öncelikle şunu belirtmek isterim ki size soruda sorsalar kontrolde yapsalar bütün bu işlemler esnasında son derece kibarlar. Ha bir şey daha uçağa önce business class sonrada military personeli alıyorlar. Acaba bizde faydalanabilirmiyiz filan derken şansımızı denedik, yes sir, welcome sir diyerek bizi uçağa aldılar. Yerlerimizi aldıktan sonra yaklaşık 9 saat sürecek Amerika yolculuğumuz başlamıştı. Amerikan Airlines’in yaptığı reklamlara sakın kanmayın. Bütün hostesleri 50+
inanılır gibi değildi. Hepsinin kiloları da maşallah yerli yerinde. Alışılmış hostes imajınız yerle bir oluyor. Uçak havalandıktan sonra öyle bir havalandırma çalışıyor ki yaz günü bile gidiyor olsa üstünüze mutlaka kalın bir şeyler almanızı tavsiye ederim. Gerçi battaniye benzeri bir şey veriyorlar fakat yeterli olmuyor. Hostes Teyzeden ek battaniye isteyince bana 1 nci sınıftan battaniye getirdi onların battaniyeleri kesinlikle çok daha iyi tabiî ki. Uyudum uyandım, uyudum tekrar uyandım, kitap okudum, sıkıldım, üşüdüm
. Bu arada aman diyeyim Müslüman menü istiyorum diye yazdırmayın biletinizi alırken. Siz Müslüman menü yazdırdığınız zaman normal menüde tavuk vs olmasına rağmen size farklı bir menü getiriyorlar ki içler acısı ve iğrenç yiyebilene aşk olsun. Allahtan hostes teyzelerden rica ettik de menüyü değiştirdiler. Bundan sonra karar verdik kesinlikle yurt dışı uçuşlarımızda Müslüman menü isteğimizi dile getirmeyeceğiz. Çünkü zaten domuz içerikli bir servis yapılmıyor. Bu arada millet pizzaları götürürken de size kraker ikram ediyorlar. Fakat havayolları arasında Türk Hava Yolları’nı hem konfor hem de ikram açısından tek geçerim.
Dokuz saatlik uçuşumuzu müteakip Chicago havaalanına indiğimizde macerada başlamış oldu. Chicago havaalanında ki 2 saatlik bekleme süremiz gümrük kontrolü, iç hatlara geçiş vs. vs. derken hemen bitti zaten uçağa ucu ucuna yetişebildik. Gümrük kontrolü deyince aman aman filmlerdeki gibi köpekli polisler, aramalar filan beklemeyin. Birde uçağınız Chicago’ya iner inmez koşa koşa pasaport kontrolüne yetişmenizi öneririm. Çünkü aynı anda inen onlarca uçağın yolcuları da sizinle aynı sıraya girecek bu yüzden o sıra bayağı uzun olabiliyor; özellikle yazsa ve özellikle bir dünya Çinli öğrenci geliyorsa. Bir şeye daha inandım ki çekik gözlüler dünyanın her yerinde
.Epeyce bir bekleme süresinden sonra pasaport kontrolünde nihayet sıra bize gelmişti. Amerika’ya girerken adamlara tüm kayıtlarınızı vermiş oluyorsunuz. Tekrar parmak izlerimiz alındı ve pasaport polisinin oradaki web kameraya birde poz verdikten sonra onay kaşemiz basıldı ve diğer tarafa geçtik. Hemen valizlerinizi almaya koşmanızı tavsiye ederim çünkü kuyrukta beklediğiniz süre içerisinde valizleriniz çoktan bantta dönmeye başlamış oluyor. Valizlerimizi de aldıktan sonra uçakta doldurduğumuz gümrük formları elimizde gümrük aramaya başladık. Gerçi yönlendirme tabelaları çok iyi custom yazan okları takip ettik bir tane desk ve başında duran tek bir polisi görünce şaşırmadım desem yalan olur
. Gülümseyerek “custom?” dedim. “Yes I m Custom” diyerek güldü ve kağıtları imzaladı. Hepsi bu kadar mı şeklinde kala kalmıştım hani valizlerimiz aranmayacak mıydı? Hani köpekler koklamayacak mıydı? Belki bunlarında yapıldığı yerler vardır fakat Chicago havaalanında böyle bir uygulamayla karşılaşmadık. Koşa koşa bizi iç hatlara götürecek trene yetiştik. Artık tüm kurallar tamamlanmıştı ve Amerika’daydık. Üç saatlik iç hatlar uçuşumuzu müteakip Salt lake City havaalanına gece 11.30 gibi varmıştık. O kadar büyük havaalanlarından sonra aslında pek de küçük olmayan Salt Lake City havaalanı bize bayağı bir küçük geldi. Kızım ve arkadaşları bizi karşılamaya gelmişlerdi. Kaldıkları yer Salt Lake City şehir merkezine 20 dk mesafede Farmington isimli bir yerdi. Eve gitmeden önce bütün Amerika seyahatimiz boyunca karnımızı doyuracak olan Dennys Kitchen da bir yemek yedik. İlk şokumu burada yaşadım çünkü refill dedikleri bir uygulama var ilk kolanın ücretini ödedikten sonra içebildiğin kadar kola ücretsiz. Bu diğer bütün içecekler içinde geçerli haa birde sabah kahvaltılarında pan kek refill
. Sonrası malum sabahın kör karanlığından beri yollardaydık ve bir türlü gece olmak bilmemişti. Sürekli batıya gidiyorsunuz çünkü güneş tam batacak siz birkaç saat daha batıya gidince bir türlü batmıyor. O gece yattığım yeri beğendim cidden.
Sabahla birlikte Dilara’nın iş yeri olan Lagoon Park’ın yolunu tuttuk. Logoon Park UTAH eyaletinde çok meşhur ve oldukça büyük bir eğlence parkı. İçerisindeki roller coaster ve diger aletleri görünce bile woww diyorsunuz. Cidden çok büyük ve inanılmaz eğlence araçlarıyla doluydu. Colossus da gözlerimi tamamen kapatıp bitmesi için bildiğim bütün duaları ettim. Adrenalin dolu bir eğlence parkı cidden.
Parkın içinde ayrıca 1800 lerin vahşi batısına yakından bir göz atabileceğiniz oldukça özel bir bölümde var. Vahşi batıyı hep biraz gizemli ve ilginç bulduğum için parkın bu bölümü beni oldukça heyecanladırdı.
Akşam saat 18.00 olduğunda JETLAG’ında etkisinde olan bizler çimenlere uzanmış “imdat!!” diye bağırıyorduk
. Yolunuz Salt Lake City’e düşerse Logoon Park’a mutlaka uğrayın derim ben.
Ertesi gün Dilara’nın iş yerindeki son günüydü. Sabah onu işe uğurladıktan sonra şehir merkezinin yolunu tuttuk bizde. Araç kiralamamız ve 20 günlük tatilimiz için hazırlık yapmamız gerekiyordu. Amerika’nın genelinde toplu taşıma aracı pek yok. Saatle geçen otobüsler ve raylı sistemin dışında şehir içinde bir yerden bir yere gidecekseniz ya çok iyi bileceksiniz ya da mutlaka ve mutlaka bir aracınız olacak. Benzin zaten sudan ucuz olduğu için gider gitmez hemen bir araç edinmenizi tavsiye ederim. Sudan ucuzu deyim olarak kullanıyorum sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Bazı yerlerde küçük şişe su 1.5 dolarken benzinin Galon fiyatı. 2.75 dolar civarında bir galonda aşağı yukarı 4 litreye yakın bir benzin demek . Öğlen saati olmasına rağmen parkta gezen birkaç kişi dışında caddelerde yürüyen bir tek bizdik galiba iki saat dolaştık fakat sokakta gezen kimseye rastlamadık. En sonunda bir Entrie price şubesi bulduk. Bir sürü güzel arabaları vardı ilk başta oldukça yüksek rakamlar söylüyorlar sakın kanmayın. Günlük kiralamaya kalkarsanız basit bir arabanın günlüğü yaklaşık 80-90 dolara geliyor. 15 günlük istediğimizi belirtip 7 kişilik Ford Explorer bir jeep beğendik. 15 gün için ilk çıkardığı rakam 1565 dolar civarındaydı. Ve işte püf noktası mutlaka ve mutlaka ki pazarlık yapın.:) Ben yaptım çünkü. Birkaç kez fiyatı düştükten sonra Jonathan en son “oh my godd” diyerek bilgisayarda bir şeyler söyleniyordu. Neticede 2010 model10.000 kmde 7 kişilik gıcır gıcır bir Ford Explorerı 15 gün için 1100 dolara kiraladım. Arabayı aldığımız gibi bir şehir turu attıktan sonra direk Wallmart’ın yolunu tuttuk araba için GPS yolculuk için soğutucu termos vs vs. Dip not belirtmeden geçemeyeceğim. Walmart’tan aldığınız her şeyi memnun kalmazsanız eğer 15 gün içinde iade edebiliyorsunuz bu konuda hiçbir zorluk çıkarmıyorlar. Bilgisayar dahi almış olsanız durum böyle.
Salt Lake City de Park City Outlet Center’ı mutlaka ziyaret edin. Fiyatlara inanamayacaksınız. Birde UTAH da vergiler diğer eyelatlere göre oldukça düşük buda alışverişe ayrıca bir keyf katıyor. Çünkü Amerika’da maalesef Taxs Free her yerde yok hatta sanırsam hiç yok
) Ünlü mormon tapınağını da mutlaka ziyaret edin. Oldukça görkemli ve güzel bir yapı.
Arabamızla Logoon’un önüne geldiğimizde WAT örgencileri arasında Kızım ve arkadaşlarının havaları ve sevinçleri görülmeye değerdi. Her şey tamamlanmış ve hazırdı. Artık sadece sabaha karşı başlayacak olan seyahatimizin heyecanıyla baş başaydık.
















































