Temmuz 31, 2011

Macera Dolu Amerikaaa!!!… Part:I Veeee Yellow Stone!…(Tanrım Dünya Aslında Ne Kadar Muhteşem Bir Yer!!!)

Yazı kategorisi: Seyahat, Uncategorized tagged , , , , , , , , , , , , , , , , 6:15 am tarafından fundasen

Sabaha karşı saat 4 gibi başladı yolculuğumuz. Bu arada UTAH Bölgesinde 24 saat açık olan Walmartlar cidden harika unuttuğumuz birkaç eksiğimizi sabaha karsı saat 3 de gidip almıştık. Artık tüm hazırlıklar tamamdı. Yolculuğumuz esnasında Lagoon da çalışan diğer Wat örgencilerinden oluşan bir araba dolusu genç de bize eşlik edeceklerdi. İki araba olarak yola çıktık. GPRS e Yellow Sotone varış noktasını da girdikten sonra geriye sadece gaza basmak kalıyordu.

Amerika’da araç kullanmak hiç sorun değil otoyollar o kadar güzel ki ve sanırım buradaki arabalarda o selektör yapmayı sağlayan kol ve kornalar yok :) öyle arkanızdan bir teker mesafesine kadar gelip kimse size selektör yapmıyor yani.

Tüm Amerika seyahatimiz boyunca yaklaşık 5.800 km yol yaptık ve hiç kimseye korna çalmadık. Trafik kurallarına ve yollardaki hız limitlerine kesinlikle uyuyorlar. Hız limitleri de gayet makul olarak ayarlanmış zaten. Daha fazla sürat yapmaya ihtiyaç duymuyorsunuz. Gün ağarmaya başladığında etrafımızdaki iklimde değişmeye başlamıştı. Jackson Hole diye bir kasabada seyahatin ilk molasını vermiştik.

Amerika’da en çok dikkatimi çeken şeylerden biride nerede olursanız olun insani ihtiyaçlarınızın sonuna kadar düşünülmüş olmasıydı. Bu küçücük kasabada bile bizler için konfor sayılan fakat Amerikalılar için doğal kabul edilen pek çok şeye ulaşmak mümkündü. Güneş yükselmeye başladığında etrafımızdaki doğanın büyüleyiciliği bizi arabanın camlarına yapıştırmıştı bile. Evet oldukça büyük bir ülke evet pek çok doğa harikası şey var fakat her şeyden önemlisi. Bu güzellikleri olduğu gibi muhafaza edip korumuşlar. Yellow Stone yolu boyunca otoyol üzerindeki geyik ve tavşan çıkabilir tabelaları da bizler için oldukça ilginçti.

Milli Park girişinde haritamızı arabanın üzerine yayıp nereleri görebileceğimize karar verdik.

Yellow Stone için 1 gün ayırmıştık. (Büyük Hata) ve öğlen olmak üzereydi. O yüzden aracınızla içinde 4-5 saat yol yapabileceğiniz bu kocaman milli parka giderseniz mutlaka ve mutlaka en az iki gün ayırın ve kamp yapın. Yoksa bizim gibi o kadar yol gidip bir kısmını göremeden dönebilirsiniz. :) Yellow Stone cidden bir doğa harikası. Hemen biraz ansiklopedik bilgi vereyim

Yellowstone Ulusal Parkı ABD’nin Idaho, Montana ve Wyoming eyaletlerinde yer alan ulusal parkı. 1 Mart 1872′de Devlet Başkanı Ulysses S. Grant’ın imzasıyla ABD’nin ve dünyanın ilk ulusal parkı olmuştur.

Dünyanın ilk ve en eski milli parkı olma özelliğini taşımaktadır. Yellowstone Milli Parkı’nın büyüklüğü yaklaşık olarak 8987 km²’dir. Amerika’nın Idaho, Wyoming ve Montana eyaletlerinin kesiştiği yerde bulunur. Büyük bir kısmı (%92) Wyomingde olmakla birlikte %8′i Montana ve %2 si ldaho eyaletine kadar uzanmaktadır. Özellikle içinde bulunan çok büyük gayzerleri ile tanınır. Dünyadaki sıcak su kaynaklarının yarısı burada bulunur ve sayıları 10000′i aşmaktadır.Yellowstone da 300 den fazla gayser,290 dan fazla da irili ufaklı şelale bulunmaktadır. Kaynak: wikipedia

Yellowstone gidipde mutlaka görmeniz gereken yerlerse, Old Faithful .Grand Canyon of Yellowstone .Madison .Mammoth Hot Spring .Mud Volcano .Norris .West Thumb .Yellowstone Lake .Fishing Bridge Lower-Upper Falls noktalarıdır.

Old Faithful en çok ziyaret edilen gayser’dir.Yellowstone’daki belki de dünyadaki en önemli gayserdir.Yaklaşık olarak her 91 dakikada bir, çok yüksek sıcaklığa ulaşan sıcak suyu ve buharını havaya püskürmektedir.

Yellowstone National Parkı Memeliler, kuşlar, balıklar ve sürüngenlerin yüzlerce türüne ev sahipliği yapmaktadır. Yellowstone’da özellikle boz ayı denen grizzly türü, siyah ayı, buffalo,Amerika da yetişen bir geyik türü olan elk geyikleri,antilop,çakal ve vaşaklar yoğun olarak bulunmaktadır.1960′ların sonuna doğru Yellowstone da özellikle ayı populasyonu oldukça artmıştır. Ayılar insanlardan korkmadıkları için ,park ve piknik alanlarındaki çöpleri karıştırarak yiyecek temin etmeye çalışmaktadırlar.Sonunda bunu önlemek için parktaki tüm çöp kutuları tamamen kapalı ve onların erişemeyecegi şekilde yeniden dizayn edilmiştir. Parktaki termal aktivite de hayvanların yiyecek teminine büyük ölçüde yardımcı olmaktadir.Gayzerlerin yaydığı ısı sayesinde otlar daha iyi gelişmekte ve bu ısı otların kışın karlarla örtülmesini dahi önlemektedir.Bu sayede kış aylarında genellikle güneye göç eden su kuşları ise parkta kışında yaşamlarını sürdürebilmektedirler. Bunun yanısıra Yellowstone da yaklaşık 1100 çeşit yerli bitki,200 den fazla egzotik bitki bulunmaktadır.

Bu kadar ansiklopedik bilgi yeter gerçektende inanılmaz bir park şelaleler, çılgınca akan nehirler. İçinde özgürce dolaşan hayvanlarla tam bir doğa harikası.

Biz öyle ağzımız bir karış açık etrafı seyrederken trafik bir anda durdu. Yolun orta yerinde kocaman bir bizon salına salına caddede yürüyordu. Korkuyla karışık bir şaşkınlık evresinden sonra hemen fotoğraf makineme sarıldım. Dışarı çıkıp çekecek cesaretim olmadığından ben fotoğraflarımı arabanın içinden çektim. :)

 

Ve daha da şaşırtıcı olanın ise hiç kimsenin kornaya basmadan araçlarını üstüne sürmeden saygı ile bu hayvanın yoldan geçişini izlemesiydi. Zaten o kadar muhteşem bir yer ki siz arabanızla giderken yol kenarlarında geyikler otluyor.

Tavşanlar cadde de geziyor. Bir Türk için inanılır gibi değil yani. Ülkemde ki milli parklar geldi aklıma. İsyanla karışık bizde niye geyikler filan böyle ortada gezinemiyor diye söylendim. Dilara hemen atladı anne bizde trafik işaretlerini söküp hurdacıya satıyor millet; böyle ortada gezinseler onları yerler dedi. Haklıydı!..

Dikkatimi çeken bir diğer şey ise etrafta hiç çöp olmayışıydı. O kadar kocaman arazide bir tane bile çöp olmaz mı? Ama yoktu. Yol üzerinde belli aralıklarla yaptıkları tuvaletler hiç mi kokmazdı? Kokmuyordu. Küçük tuvalet kabinlerinin hepsinin demir kapısı, kapı arkasında ayı gelirse ne yapacağınıza dair uyarı yazıları el dezenfektanı, peçete, lavabo ve su vardı. Şunu belirtmeden geçemeyeceğim, Yellowstone da dahi olmak üzere ki orası cidden dağ başı Amerika’da girdiğim hiçbir tuvalette lanet olsun bu ne pislik demedim. İçim kalkmadı. Buna Burgerking ve Mc Donalds gibi herkese açık tuvaletlerde dahil. 20 günlük seyahatim boyunca sadece NY de küçük bir pizzacının tuvaleti biraz pisti ama peçete ve sabun yinede vardı. Şimdi neden sokaklar ve etraf bu kadar temize gelelim; elbette kültürel bir farklılık var ama uygulanan cezalarda astronomik. Mesela otoyola çöp atmanın cezası 1000 $ mış. Bizde de cezalar var ama kim uyguluyor, kim uyuyor. İnanılmaz bir otokontrol sistemi yerleşmiş. Aman etrafta polis yok atayım filan demeyin. Polisin sizi görmesine gerek yok, hemen arkanızdaki araba polisi arayıp plakanızı veriyor. Poliste Türkiye’deki gibi “beni niye aradın ki şimdi kardeşim” tavrında değil. Hemen gereğini yapıyor. San Luis Obispo’da başıma gelen bir olay bunu çok net özetledi. Onu San Francisco yolculuğumu anlatırken ayrıntılarıyla anlatacağım.

Dönelim Yellowstona,  Old Faithful’u mutlaka görmelisiniz. Zaten Amerika’ya giderseniz mutlaka Yellowstone’u görmelisiniz de. Old Faithful cidden inanılmaz bir gayzer şanslıydık ki biz oraya vardığımızda püskürtmeye yeni başlamıştı. İnanılmaz bir manzara bir ara az kalsın fotoğraf çekmeyi unutuyordum.

Hemen yakınındaki tamamı ahşaptan yapılmış hem otel hem de dinlenme tesisi olan yerde mimarisi ile bizi hayran bıraktı. Her türlü hediyelik eşyayı bulabilirsiniz geyik, ayı maketleri anahtarlıklar. Ayı yogi deki Orman korucusu kostümleri. Ha bu arada bu parkta gerçekten  Ayı Yogi deki orman korucusu gibi giyiniyor orman bekçileri.

Gayzer yataklarının etrafı bembeyaz ve gayzerlere yaklaşmak kesinlikle tehlikeli ve yasak ama çitle filan çevirmemişler girmeyin diye sadece uyarı yazıları koymuşlar. Kamp yapılacak alana doğru ilerlerken küçük bir gayzer yatağının kenarında arabaları durduk. Gençler bizim gençler tabi meraklıyız da :) Gayzere uzaktan taş filan attı bizim çocuklar bende onlara uydum. Gidip yakından baksak filan bir gır gır bir şamata yaptık hemen gidersin gidemezsin çaktırmadan gayzere doğru yanaşmaya başladık. ( sanki yakından görünce ne olacaksa ) O sırada o orman korucularından biri canhıraş düdük çalıp kan ter içinde koşarak geldi. Adam o kadar paniğe kapılmış ve şok geçirmişti ki. Hızlı hızlı bize ne kadar tehlikeli bir şey yaptığımızı bir taraftan da uyarı yazısını göstererek anlatmaya çalıştı. Gerçekten çok korkmuştu. Meğersem gayzerin yanına gitmeye çabaladığımız o beyaz zeminin çökme tehlikesi varmış :) . Biz Türk’üz hacı bize bir şey olmaz desekte ki anlamamıştır çünkü Türkçe söyledik. :) Konuyu fazla uzatmadan hemen arabalara binip oradan kaçtık. Dikiz aynasından baktığımda şapkası elinde, elleri belinde hala inanamayan bir ifade suratında söyleniyordu. Aşağıda taş atmaya çabaladığımız gayzer ve ben :)

Lower Falls civarında diğer WAT örgencilerinin kamp yapacağı Bear Camping alanına gelmiştik. Kamp yapma prosedürlerini öğrenmek üzere ofise gittik. 25 $ civarında kamp alanını kiralayabiliyorsunuz. Size bir yer gösteriyorlar. Mangalınız, çöp tenekeniz, yakınlarda tuvaletiniz ve en önemlisi güvenlik görevlileri var. Ben 25$ vermeyeceğim diyorsanız da kamp yapmanız mümkün. Fakat oldukça fazla ayı, vaşak, bizon gibi hayvanın özgürce ortalıkta gezdiği bir parkta bunu yapmak isteyeceğinizi sanmıyorum. Gerçekten tehlikeli olabilir. Ve en önemlisi burada yiyeceklerinizi asla ve asla açıkta ve ortada bırakmamanızı tavsiye ederim. Kamp yerinde dahi olsanız gecenin bir yarısı bir ayıyla burun buruna gelmeniz çok mümkün. Kamp yeri işimizi de garantiye aldıktan sonra hemen yakınlarda bulunan Lower ve Upper Falls’ı görmeye gittik. Debisi bu kadar yüksek bir nehiri bugüne kadar görmemiş olan bizler için cidden muhteşem bir manzaraydı. Zaten Yellowstone’u gezerken genel olarak şunu hissediyorsunuz. Tanrım! Dünya aslında ne kadar muhteşem bir yer.

Hava kararmak üzereydi artık. Kamp çadırını kurmak ve akşam yemeğini hazırlamak üzere gençlere yardım etmek şarttı. Kamp yapılacak alana geri dönüp hemen çadırı kurmaya başladık. Bu arada bende mangalda pişireceğimiz etleri hazırlamaya başladım. Bir yandan çadır kuruluyor, bir yandan mangal yakılıyordu. Mangalı tutuşturmak için etraftaki kurumuş küçük ağaçlardan da faydalandık. Kesin onları kesmek de yasaktır ama akşam alacasından da istifade ederek yine Türk zihniyetimizi gösterdik.

 

Yellowstone’da gezerken böyle bembeyaz olmuş kurumuş pek çok ağaç göreceksiniz. Volkanik bir bölge olduğu için pek çok ağaç bu şekilde yanmış gibi sanki. Fakat inanılmaz bir görsel şölen oluşturuyorlar.

Artık akşam saat 21.00 civarıydı. Karanlıkta yarısı pişmiş yarısı pişmemiş etlerimizi büyük bir keyif ve neşe içinde yedikten sonra diğer WAT örgencilerini orada bırakarak Las Vegas maceramız için yola koyulduk.

Şubat 20, 2010

Muhabbet sofralarında kaldı aklım :)

Yazı kategorisi: Uncategorized 2:54 am tarafından fundasen

2002 senesi Agustos ayında en son çimenlerde uzanacak kadar içmiştim. Muhabbet sofrasında 20 arkadaş kahkahalar eşliğinde işkembe çorbamızı içtikten sonra öylesine uzanıvermiştim çimenlere bir Agustos ayında Antalya sıcagında. Bu muhabbet sofralarıyla son randevum oldu. O yazın dönüşünde konulan teşhis sonucu bir daha o sofraların yancısı oldum :) . Eşimle keyif dolu sofralar hazırlardık oysaki karşılıklı oturup hem sohbet eder hem rakılarımızı yudumlardık. Şimdi o içiyor ben sadece kokluyorum :) Muhabbet sofraları yine bizimle ama içim gitmiyor desem kocaman bir yalan olur. Sözüm var ama en neşeli muhabbet sofrasında kızımın düğününde yeniden çimenlere uzanacak kadar neşeleneceğim. Unutma bu sözü de yakup abi …

Bülent

Şubat 8, 2010

Kalender adamdı babam…Gerçek sofralarda gerçek muhabbetler yapardı…

Yazı kategorisi: Uncategorized tagged , , , , 10:27 am tarafından fundasen

Kalender adamdı babam. Gerçek sofralarda gerçek muhabbetler yapardı eşiyle dostuyla ailesiyle. Onun sofraları hep şen şakrak hep bol kahkahalı olurdu. Kahkaha sesleri masasının etrafından çevreye yayılırdı. Kalender adamdı babam.

Şimdiki gibi sanal muhabbetlerden anlamazdı. Yoktu ki o zamanlar bunlar. Yabancılaşmamıştı insanlar bu denli birbirine.

En çok mangal eşliğinde kurulurdu sofralar. Babam geçerdi mangalın başına, yanına mutlaka bir duble rakı hazırlardı annem, salatasıyla mezesiyle. Eş dost masanın çevresinde hem söylenir, hem yenir, hem içilirdi. Bol sohbetli, bol kahkahalı güzel günlerdi. Kalender adamdı babam.

Hele deniz kıyısında kurulmasın o sofra keyfine diyecek olmazdı o zamanlar. Denizi çok sever hele kıyısında dostlarla kurulan sofralara hiç dayanamazdı. Adabıyla içmesini bilen bir beyefendiydi; sohbetiyle, rakısıyla, mezesiyle. Dostları yoksa etrafında içki içmese de anneciğim eşlik ederdi. Ne konuşurlardı ki o kadar diye düşünürdüm hep. Bazen şiir okurdu babam çakırkeyif olunca, annemin kirpikleri titrerdi. Kalender adamdı babam.

Yıllar sonra ilk kez rakı içtim babamla karşılıklı, baba kız. Doldur bakalım cadı dedi. Saatlerce o sofrada ne güzel konuştuk, neleri paylaştık. Bazen ağladık, bazen çılgınca güldük gözyaşlarımız yanaklarımızdan süzülürken. Tek kız olmak başka bir şey galiba. Benim sohbet sofrasında ona eşlik etmemi çok severdi. Hatta bazen sırf yalnız sohbet edebilelim diye beni aldığı gibi soluğu bir deniz kıyısında alırdı. Ne çok şey paylaştım onunla ne çok sevdim. Kalender adamdı babam.

Bir 14 Şubat sevgililer gününde ona üstünde küçük bir not olan bir çiçek götürdüm hasta yatağının başucuna. Üstünde “Tüm sevgiler yalanmış. Tek gerçek sevgi seninki. Seni seviyorum babam” yazan. Çiçeğine öylece bakıp şimdi İstanbul’da olmak vardı cadı. Seninle ortalığı birbirine katardık dedi.

Ne zaman kahkahalarıyla etrafı çınlatan gerçek bir sohbet sofrası görsem. Babacığım gelir aklıma. Kalender adamdı babam…

Pezevenkin Tarihcesi

Yazı kategorisi: Uncategorized tagged , , , , 6:34 am tarafından fundasen

Pezevenk

Farsça’daki “pejavend” (kapi tokmagi, sürgü) kelimesinden gelirmiş. Anlam genislemesiyle “kapi arkasinda bekleyen, kadin ticareti yapan kisi” olmus. Sözlerin Soyağacı – Etimolojik Sözlük -Sevan Nişanyan’a  gore pezevenk kelimesi Ermenice pozavak’tan geliyormus. Poz fahise,avak ise bey, sahip demekmis. İngilizcede fancy man, whoremonger, procurer, pimp gibi karşılıkları var.

Bir de şöyle bir hikaye var. Demirel kırgızistan’a gittiğinde kendisine alkışlar eşliğinde pezevenk demişler. Demirel’in, pezevengin kırgızca’da “kahraman, yolgösterici” demek olduğu kulağına fısıldanınca,

-”teşekür ederiiiim, asıl pezevenk sizlersiniiiiz”

diyerek karşılık verdiği rivayet ediliyor. Sözcüğün  kökeni hakkında çok çeşitli rivayetler var. Türki cumhuriyetlerde ve Osmanlıca da, yol gösterici, kahraman olarak bilinirmiş… yanlız daha sonra osmanlı argosunda yeni fahişeliğe başlıyan çıtırlara yol yordam öğreten ve korumalıklarını yapan kişilere de söylenmesiyle bugünkü anlamını almış.

Şimdi aşağıdaki yazıyı da okuyun lütfen. İlhan Selçuk, ergenekon soruşturmasıyla gözaltına alındı, insanımızın kafası karıştırmaya çalışıldı. Ama yanlışlar toplanınca bir doğru bile etmediğine göre, okuyan öğrenen insanın kafası karışmaz. Selçuk, bu yazısı nedeniyle de mahkemeye verilmiş. Ama sonuç belli beraat.:)

HANGİ PEZEVENK ?

İrticanın Dibi Yoktur…… .. / İlhan Selçuk

Amerika Irak’ı işgal ederken ne düşünüyordu:
Diktatör Saddam ‘i devireceğiz, yerine demokrasiyi
kuracağız; halk bizi çiçeklerle bekliyor…
Ne oldu?.. Irak nerdeee?.. Demokrasi nerdeee?..

***
Amerika bir yandan Irak’ı işgal ederken öte yandan
Türkiye için ne düşünüyordu? .

‘Ilımlı İslam Devleti Modeli…’

Kafaya bak sen!..
Irak için demokrasi…
Atatürk ‘un kurduğu laik Türkiye Cumhuriyeti için
İslam Devleti Modeli…

***
Amerika’nın Irak’a dönük projesi fos çıktı…
Peki, Türkiye’ye dönük projesinden ne haber?..
Gelen giden haberlere, yorumlara, aklıevvellerin el
altından ve üstünden tezgâhlanan söylentilerine bakılırsa,
Amerika’nın aklı başına gelmeye başlamış…
Diyorlarmış ki:
- Ilımlı İslam Devleti Modeli macerası hem
Türkiye’ye uymadı, hem Amerika’ya zarar verdi…

***
İslam kutsal bir dindir…
Ama, ister ılımlısı olsun, ister radikali, ‘İslam
Devleti Modeli’ nin gerçek adı nedir?..
Tek sözcük :
İrtica!..
Peki, irtica nedir?..

İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad Tahran
sokaklarında kadın avına çıkmıştı…

O kadının başörtüsünden taşan saçı, bu kadının
türbanından taşan perçemi tesettüre uygun muydu, değil miydi?..
İrtica budur!..

Ama, irtica elbette bu noktada da durmaz…
Ahmedinejad ayni günlerde eski ve yaşlı kadın
öğretmeninin elini öperken fotoğrafçının objektifine yakalanmasın mı!..
İran?daki Hizbullahçılarda tepki kıyamete dönüştü….

***
Mürteci ne diyordu :
- Müslüman İran halkı, şeriata aykırı bu tür davranışları affedemez!..
İrticainin dibi yoktur!.. İslam Devleti’nin ılımlısı, yumuşağı, serti olmaz!.. Allah adına ahkâm kesmek bir devletin düzeninde ağır
basmaya başladı mı, insan silinir gider…
İnsanin yerini kim alır?..
Mürteci!..

***
İşin en kötü yanı, yüce Allah, Hazreti Peygamber,
Kuranıkerim adına konuşan mürteci sürüsünün devlet düzeninde iktidarı ele geçirdikten sonra, gün geçtikçe azmasıdır…

Bu takımdan biri, yolda yürüyen Bektaşi’nin ensesine
okkalı bir tokat vurmuş…
Baba hızla dönüp bakınca açıklamış:
- Ne bakıyorsun Erenler, bu tokat Allah’tandı.. .

Bektaşi:
- İmanım, demiş, elbette öyledir; ama Allah’ın bu
işi hangi pezevengin eliyle yaptırdığına bakıyorum…

Ilımlı İslam Devleti mi?..
Amerika bu isi hangi pezevenk marifetiyle Türkiye’de
tezgâhlamak istiyor?

PEZEVENK ‘İN TARİFİNİ AŞIK ERBABİ NE GÜZEL AÇIKLAMIŞ

ÂŞIK ERBÂBİ’den

PEZEVENK

Dünya ahvâlinden haberi yoktur
Sohbeti din ile açar pezevenk
Komşusu aç iken kendisi toktur
Sanki melek olmuş uçar pezevenk

Karanlık işlerde zıplama ister
Evine granit kaplama ister
Dünya mektebinden diploma ister
İnsanlık dersinden kaçar pezevenk


Herkesin kabına çeşmesi akmaz
Erkek sinekleri hareme sokmaz
Fakir komşusunun yüzüne bakmaz
Selâmsız sabahsız geçer pezevenk

Sanırsın Allah’la akte oturmuş
Cennete giderken macun götürmüş
Hûriler’i dizip işi bitirmiş

Şimdi gılmanları seçer pezevenk

Aydınlığa düşman yobazın dölü
Hû çekerken şişmiş ağzında dili
Erbâbi, ülkede bunlardan dolu
Durmadan zehrini saçar pezevenk


Âşık ERBABİ

Ocak 22, 2010

IMEI Numaranız mı klonlandı? O zaman bu yazıyı mutlaka oku…

Yazı kategorisi: Uncategorized tagged , , , , , , , 2:05 am tarafından fundasen

Dün itibari ile telefonuma ödediğim bütün parayı hatta fazlasını da geri aldım. Türkiye’de böyle şeyler olmaz sanırken. İlk defa haksızlığa uğrayanlarında kazanan olabileceğinin sevincini yaşıyorum hala.

2009 un Haziran ayında birden elimdeki telefonun hiçbir arama yapmadığını fark ettim telefonum bozuldu diye üzülüp iki gün onu tamir ettirmek için çareler ararken. Beni şok eden bir cevapla karşı karşıya kaldım IMEI numaranız klonlanmış ve telefonunuz bu yüzden aramalara kapatılmış. Nasıl yani dedim yine J ve anlamakta bir miktar güçlük çektim. Sonra araştırınca gördüm ki bu yüzden mağdur olmuş yüzlerce insan var. Hay anasını yine benim başıma mı geldi deyip ciddi bir küfür salladım. Fakat tahmin edeceğiniz gibi bir işe yaramadı. J Sonra internette araştırma yapmaya başladım nereye müracaat edebilirdim. Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu diye bir yer ilgileniyormuş. Ahhh daha öğreneceğimiz neler var bu memlekette. Hemen telefona sarılıp arkadaşları aradım. Derdimi anlattım. Bana sizin yapabileceğiniz bir şey yok telefonunuzu ithal eden firma sadece tek numarayla telefonunuzun kaydını yapıp görüşmeye açabilir dedi. Yani telefonunuz klonlandığı zaman sizin yapabileceğiniz bir şey yok ithalatçı firmanın artık o kimse sizin telefonu sadece bir numarayla kullanmak üzere sisteme tanımlayabiliyor. Elimdeki telefon Nokia olduğu için hemen Nokia’nın iletişim merkezini aradım. Tahmin edebileceğiniz o klişe müşteri temsilcilerinden biri bana demez mi telefonunuz Nokia.com.A.ş nin ithalatı olmadığı için biz size destek veremiyoruz. Yine nasıl yani oldum J. Elimde 875 milyonluk faturam çalışmayan cep telefonumla kalakalmıştım. Kendimi son derece kandırılmış hissediyordum. Telefondaki müşteri temsilcisine de nasıl yani demişim J. Oda bana telefonumun Nokia A.Ş. tarafından ithal edilmediğini başka firmanın ithalatı olduğunu ve bu konuda ithalatı yapan firmanın bana yardımcı olabileceğini söyledi. Aman arkadaşlar aklınızda olsun telefon satın alırken bu telefonu Türkiye’ye kim ithal etmiş onu bile örgenin. Yoksa benim gibi kalakalırsınız. Birde Faturanızı asla ama asla atmayın bu süreci yaşarken benim faturam elimde olmasaydı, yapabileceğim hiçbir şey yoktu. Telefonumu 2006 senesinde satın almıştım. Fakat garantisi bitmesine rağmen faturasını saklamışım. İyi ki de saklamışım J. Günlerce Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunu arayarak derdimi anlatmaya çalıştım. Ezberletilmiş sözleri söyleyen müşteri temsilcileri elime geçseydi sanırım çok fena şeyler olabilirdi. Daha sonra bunu müşteri temsilcileri ile çözemeyeceğimi anlayarak Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunun web sitesinden ulaşabileceğim başka bir numara buldum. Santralden ilgili birimi isteyerek karşıma çıkan yetkiliye bir güzel derdimi anlattım. Kendisine bir kez daha teşekkür ederim  çok ilgilendi ve bana dosyaya bakarak ithalatçı firmanın adını, adresini ve telefon numarasını söyledi. Oleyyy yeni bir umut doğmuştu J. Hemen telefona sarılarak telefon ettim. Tahmin edeceğiniz gibi kesik kesik çalan kullanılmayan bir telefon sesiyle karşı karşıya kaldım bu ümidimde uçup gitmişti. Eee peki ithalatçı firmayı bulmuştum ama adamlara ulaşamıyordum. Hemen ithalatçı firmanın adresinden bağlı olduğu vergi dairesini belirleyip aradım. Maalesef ki ithalatçı firma ticari faaliyetine son vermiş ve kapanmıştı. E be adamlar ben ne halt edecektim şimdi. Üstünde kocaman T.C. vergi kaşesi olan cep telefonu faturam ve artık bir çöpten başka bir şey olmayan telefonumla kalakalmıştım. Defalarca hem Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunu hemde Nokia A.Ş.ni arayarak halimi anlatıp yardımcı olmalarını istesem de ikisi de bir şey yapamayacaklarını söylediler. En son bir kriz anında avazım çıktığı kadar bir müşteri temsilcisine bağırırken kız bana niye bağırıyorsunuz gidin Kaymakamlığa Tüketici hakem heyetine müracaat edin dedi. O zamana kadar bunu bile söylemiyorlar haberiniz olsun. Yaa öylemi göreceksiniz siz deyip. Söyle acıklı bir dilekçe yazıp cep telefonumun faturasının da fotokopisini çekip doğru Beşiktaş Kaymakamlığının yolunu tuttum. Gerçektende Tüketici Hakem Heyeti diye bir yer var. Oradaki görevli ilk önce ithalatçı firmaya bir tebligat yapacaklarını söyleyip 15 gün sonra kendisini aramamı istedi. 15 günün sonunda tebligattan boş dönen dilekçem için beni görüşmeye çağırdılar. Bir odada iki avukat ve birkaç üye vardı beni dinlediler. Ben salağı hala diyorum ki benim telefonumu kullanıma açsınlar ben yasal olarak devlete vergisini ödemiş ve telefon satın almışım diye sızlanıyorum. Tamam siz gidin 15 gün içerisinde bir karar çıkacaktır dediler. Bu arada etrafımdaki eşim dostum arkadaşlarım herkes boşa uğraşıyorsun yaa salla gitsin diyor bana. Ama hırs yaptım mutlaka bu işte bir sonuç alacaktım. Gerçi çoğu zaman bende bir şey çıkmayacak ama bakalım buraya da taş atmadık demeyelim diye uğraşmaya devam ettim. 15 gün sonra Tüketici hakem heyetini aradım gel kararın çıktı dediler. Gidip kararı aldığımda gözlerime inanamadım. Hakem heyeti Nokia A.Ş ni ithalatçı firmam olmadığı için bu işte mesul görmüş. Telefonuma ödediğim bedelin tamamının Nokia A.Ş den alınarak tarafıma ödenmesi yönünde karar almıştı. Bu karar ne kadar bağlayıcıdır ki diye sordum görevliye. (Türkiye’de iyi bir şeyler olacağına inanmadığım için J).Tam bağlayıcıdır dedi. Süreç söyle gelişecekmiş Nokia’ya kararın bir sureti gönderilecek Nokia’nın itiraz süresi için beklenecek sonrada para tahsil edilecekmiş. 15 gün bekledik Nokia parayı ödemiyorum dedi. Hemen hakem heyetini arayarak ne olacak diye sordum. Hemen icra müdürlüğüne gitmemi elimdeki kararın son derece bağlayıcı olduğunu paramı hemen tahsil edebileceğimi söylediler. Şaşkınlıktan ağzım açık icra müdürlüğünün yolunu tuttum. Hemen icra işlemi başlatıldı. Bir hafta içerisinde de Nokia A.Ş den 930 tl para tahsil edildi.

Ben bu kadar uğraştım sinir sistemim bozuldu siz uğraşmayın bari diye yazdım bu yazıyı. Telefonunuz mu klonlandı elinde faturanız varsa hiç üzmeyin kendinizi haa öyle tek numarayla kullanıma açıyoruzu da kabul etmeyin çünkü bunu kabul etmiyorum parasını ödeyin deme hakkınız da var. İthalatçı firması belliyse direk kendilerinden parasının ödenmesini isteme hakkınız var ödemiyorlar mı çok basit ve ücretsiz bir yol doğru Kaymakamlıklardaki Tüketici hakem heyetine verin bir dilekçe ve sonucunu izleyin. Türkiye’de azda olsa doğru şeyler oluyormuş.

Ocak 11, 2010

Cumartesi Şaraplarıyla Neşe dolu bir gece…

Yazı kategorisi: Uncategorized tagged , , , , 12:19 am tarafından fundasen

Cumartesi şaraplarının harika bir etkiliğinde yukarıdaki grupla birlikteydik. http://www.bizeherguncumartesi.com  Mutfak sanatları akademisinde düzenlenen etkinlikte önce şarapları tanıdık. Şarap nedir, dünyada ki başlıca şarap bölgeleri, üzüm ve başlıca üzüm çeşitleri, şarap çeşitleri, şarap üretimi, degüstasyon, yıllanma ve şarap tadımı. Ahmet bey bize bu işin bütün inceliklerini öğretti sağ olsun. Degüstasyon bölümünde burnumuzu kadehin içine sokup sokmayacağımız konusunda Erginle ters düşsek de Ahmet beyde burnunuzu kadehe sokacaksınız deyince çaresin burnumu kadehe soktum. :D kokladıktan sonra ki bölümde damak izlenimleri geliyordu. Normalde şarap tadımlarında ağızda gezdirilip tükürmek gerekiyormuş. Ama biz bütün tadına baktığımız şarapları afiyetle içtik :) Çünkü cidden cumartesi şarapları çok güzeldi. Hiç tükürülür mü öyle güzel şarap :D .. Bu arada Mutfak Sanatları akademisine ilk defa gitmiştim. Harika bir mutfak o mutfak da yemek yaptıktan sonra eve gelince bana artık o mutfağın şartlarını sağlamıyorsanız size yemek pişirmiyorum dedim. Evdekiler şu an kara kara düşünüyor.

Önce beyaz şarapla tadıma başladık. Peşinden roze ve kırmızı şaraplara geçtik. Bana kalırsa hepsi çok güzeldi. Oldum olası kırmızı şarap severim zaten ama ilk tadına baktığım beyaz şarap da beni benden aldı. Sanırım bundan sonra tercihim cumartesinin beyaz şarabı olacak. Tabi ki Bogazkereden sonra çünkü grup olarak ona bayıldık sanırım :) ..

Sonrasında Pizza ve salata workshopa geçtik. Kulağında kulaklığıyla aşçı başımız harikaydı. Son derece esprili ve sıcak kişiliğiyle bütün gruba hakim oldu ve pizzalarımızı yapmaya başladık. Sevgili partnerim Ergin pizza malzemesinin çoğunu yiyince ekstra malzeme istedik. Doymayacağız diye korkumuzdan öyle kocaman bir pizza yaptık ki sonunda mide fesadı geçiriyorduk. Pizzamız fırındayken salatamızı yapmaya başladık. Salatanın içine eklediğimiz kavrulmuş soğanlar nasıl olacak acaba diye burun kıvırırken salatamın tadına bakınca bugüne kadar yaptığım en muhteşem salata olduğuna karar verdim. Çok teşekkürler şefim. Cidden de salata pizza ve eşliğindeki cumartesinin öküzgözlüm şarabı muhteşem oldu.

Gelelim Cumartesi şaraplarının harika ekibine öncelikle bu organizasyon için hepsine kocaman bir alkış. Son derece eğlenceli ve eğitici bir organizasyon oldu. Mekan seçimi ve pizza, salata workshop uygulaması harikaydı. Hepsi son derece sıcak  insanlar bu arada şarapları da cidden güzel. Şarapla arası bayağı iyi olan birisi olarak bu konuda otorite olamasam da sanırım bunu rahatlıkla söyleyebilirim. Fırından pizzayı çıkarırken kolumu yakmış olmama rağmen yanık izime baktığımda beni gülümseten harika bir gece oldu. Bu organizasyonda bulunan şanslı bir azınlıktan olmak ayrıca güzel. Teşekkürlerrrr “Cumartesi Şarapları”…

Kasım 25, 2009

Çekmecemdeki Bayram Mendilleri…

Yazı kategorisi: Uncategorized tagged , , , , , 1:05 pm tarafından fundasen

Bayrama yakın  haftalar öncesinden bir telaş alırdı bizim evi. Hangi tatil yöresine gideceğimiz değil kimlere ziyaretler yapacağımız planlanırdı. Annem günler öncesinden başlardı yemeklerini yapmaya. Sahi ne güzel yaprak sarmaları su börekleri yapardı. Alışverişe çıkılırdı bir telaş. Ben ne şanslıyım ki bayramlık ayakkabıları baş ucunda geceden heyacanla uykuya yatabilen bir nesilden geliyorum. Sabah ezanıyla uyanılır hemen bayramlıklar giyilirdi. Babam bayram namazından gelince full tekmil hazır olurdu soframız. Önce el öpülür harçlıklar alınır ; sonra bütün aile sofraya oturulurdu. Ne güzel olurdu bayramlar eskiden. Şeker toplamaya çıkardık el ele tutuşup. O zamanlar şeker toplamaya çıkan çocuklar kaybolmazdı. Tanısanda tanımasanda bayramlaşmak için gezmemek ayıptı. Annem kapıya gelen çocuklar için en güzel badem şekerlerini, çikolataları ayırırdı. El öpmeye gittigimiz kapılardan kenarları dantelli mendil arasında para verilirdi . Hala çekmecemde çocukluğumdan kalma mendillerim var; bakıp bakıp hüzünlendiğim. Bayramların adı tatil değildi eskiden. Küçük yerlerde panayır meydanları kurulurdu. Bütün mahallenin çocukları bayram harçlıklarımızla dönmedolaba binmeye koşardık . Pamuk şeker, macun, bıcı bıcı satılırdı.GDO lu mısırlar yoktu bizim panayırlarımızda. Toz toprak içinde kalırdı bayramlık rugan ayakkabılarımız. Rugan ayakkabı üstündeki tozu görmüşmüdür acaba şimdiki çocuklar. Şanslı bir nesildik biz vesselam. Kasnaktan uçurtma yapardı babam; kavga ederdik kardeşimle seninki daha yükseğe çıktı benimki daha yüksekte diye. Boş arsalar da koşardık nefesimiz kesilene kadar. Çamurla oynamaktan ellerimiz üstü kanardı.Annem karnımızı doyurabilmek için zorla eve sokardı bizi. Bayramlıklar toz toprak içinde. Bacaklarıma oklava yemişliğimde vardır bu yüzden. Ne güzel bayramlarımız vardı eskiden adı tatil olmayan.

Kasım 24, 2009

Duracell Pilstop

Yazı kategorisi: Uncategorized 12:18 pm tarafından fundasen

Sosyal Medyanın gücü….. Duracell de bu gücü farkeden markalar arasında artık. Kasım ayı içerisinde yayına giren Duracell Pilstop adlı advergame ile de  dikkatler artık Duracell’in üzerinde.Yaptırdıkları flash oyun üzerinden yarışıp haftanın birincilerine bol keseden ödül dağıtan Duracell, Pilstop oyunu ile ayrıca kendini güzel pazarlıyor. 10 kat daha uzun ömürlü sloganını oldukça akılda kalıcı ve dikkat çekici.Web sitesinde de bu sloganı kullanan Duracell kullanıcılardan neyin neyden 10 kat daha iyi olduğunu söylemelerini istiyor. En çok like alana da ödül varmış benden söylemesi. Ayrıca Facebook Hayran Sayfası da rekora koşuyor.

Kasım 9, 2009

Bizler gözlerinizin içine siz bize bakamadığınız için bakmıyoruz. Sizi daha fazla üzmemek için. Peki ya siz neden bizim gözlerimizin içine bakamıyorsunuz?

Yazı kategorisi: Uncategorized tagged , , , , , , , 8:18 pm tarafından fundasen

Evet neden bakamıyoruz gözlerinin içine ? Ne güzel söylemiş Güneydoğu gazisi Savaş YÜCEL
Bu sorunun yanıtı aslında kelimelerde saklı yıllardır güneydoğudan gelen çatışma haberlerini okuruz. Verilen şehitler ve gaziler o haberlerde hep bir sayıdır. Oysa her bir sayının altında çok acı hikâyeler yatar. O haberlerdeki sayıları unuttuğunuz gün şehitler ölür. O haberlerdeki sayıları unuttuğunuz gün gazilerin hayatında yeni ve acı dolu bir sayfa açılır.
Kınalı Türkü’den.
Savaş Yücel
“Biz Kınalı Bacaksızlar” kitabının yazarı. Gazilerin iç dünyasını yaşadıklarını topluma anlatmaya çalışan bir kahraman. Bir mayına basarak ayaklarını kaybeden yüzlerce gaziden biri. Yaralandığında ağzından çıkan tek söz “anneme haber vermeyin olmuş” çatışma yerinden helikoptere fırlatılarak kurtarılabilmiş.
Ergin Şen -Sağ gözü tamamen görmemesine rağmen bunu saklayarak askere gider ve komando olur askerde bu ortaya çıkınca komando olamazsın derler. Fakat o sol eliyle ateş etmeyi öğrenerek komando olmak istediğinde ısrar eder. Bir çatışma esnasında mayına basarak ayağını kaybeder. Ailesi kolu kırık diye geldiği hastanede oğullarının ayağının olmadığını görür.12 yıldır çok zor şartlarla çalışarak hayatını devam ettirmeye çalışıyor. “Bir güneydoğu gazisi bu toplumun içinde şeref ve onurla yaşayacağına içinde bulunduğum şartları kabullenemiyorum katlanamıyorum” diyor.
Olcay Polat –Bir çatışmada mayına basar ve bacağı kopar. Bacağının koptuğunu annesine üç ay boyunca söylemez. Üç ay sonra evine geldiğinde annesi evladını o halde görünce kapıda bayılır.
Ve 28 Temmuz 1991 günü PKK Bingöl-Solhan kara yolunu kesti. Tüm araçları durdurdu. Durdurulan araçların birinde polis memuru Osman çınar ve ailesi vardı. Osman çınarın eşi  Meliha Çınar o gün başına gelen faciayı yıllar sonra bir mektupla anlattı. Bu mektup basında yer almadı.

İŞTE O MEKTUP……….

Beyim arabadan inerken bana siz arabadan inmeyin dedi ben iki kızımla birlikte arabanın içinde iki saat bekledim. Daha sonra eşim sağındaki ve solundaki teröristlerle yanıma gelip. Çocuklarıma iyi bak iyi sahip ol dedi. Eşimin son sözü buydu teröristler çabuk arabadan in dediler. Bende sadece el çantamı ve iki çocuğumu alıp arabadan indikten sonra arabamızı yaktılar. Beyimi şehit ettiler. Beyimin cenazesini Bingöl’e götürdüler o zaman 3 aylık hamileydim. Polisler beni sağlık ocağına götürdüler. Doktorlar bebeği kaybetme tehlikesi var dedi. Bana iğne yaptılar Malatya devlet hastanesine kadar cenazeyle birlikte gittik. Cenaze arabası hastane önünde beklerken ben kürtaj oldum.Ben o anda bir değil iki şehit verdim

Oktay Kaya

Pusuya düşerler ve bir can pazarında. Defalarca vurulur. O kolundan ve vücüdünun çeşitli yerlerinden yaralanırken komutanını yanı başında şehit verir.

Abdurrahman Güven

Timin mayıncısıdır. En önden mayın dedöktörü ile ilerlemektedir. Çatışmaya girerler. Üç yönden yoğun ateş altındadır. Vurulacağını anlayınca bir kayanın arkasına atar kendini kayanın arkası uçurumdur. Aşağı düşmemek için ayağını kayanın arasına sıkıştırır tam o esnada kafasından vurulur. Tam 4 saat boyunca bacağından asılı vaziyette, kafatası parçalanmış, o iki kayanın arasına sıkışmış bilinçsiz ecelini bekler. Ancak ecel randevuya gelmez. Aylarca hastanede kalır ve acı gerçekle yüzleşmeye başlar.

Bunlar onu sözleridir. “Ben zannettim ki bütün halklar benimle gurur ve onur duyacak. Öyle değilmiş”vah vah diyor herkes sonra maaşımızı soruyor en çok zoruma giden de bu”"biz para için oraya gitmedik vatan bayrak için gittik. Bana dünya para verip git deselerdi gitmezdim. Bayrak için gittim.”

Erdal Sucu

9 kişinin şehit olduğu bir çatışmadan 2 kolundan vurulmuş olarak çıkar. Gata da tam iki yıl boyunca tedavi görür.Sonrasında DMO da depoda çalışmaya başlar. Deponun çalışma şartları çok ağırıdır ve altından kalkamaz ve şikâyetçi olur. Müdürün karşısına çıkar. Müdür “buranın müdürü benim seni nerde istersem orda çalıştırırım şikâyetçi isen seni tuvalet temizlemeye vereyim, ya da bulaşıkçı yapayım ister misin” der. Onuru ve gururu kırılan Erdal çaresiz depodaki işinin başına döner. Ve korkulan olur depoda her biri tonlarca ağırlıkta olan kağıt balyalar devrilir ve Erdal altında kalır arkadaşları ancak 15 dakika sonra onu oradan çıkarabilirler. Erdal yaşadığı onca şeyin üstüne birde felç kalır.

Şahin Telli

Siirt Pervari’de çatışmaya girer. Beş şehidin verildiği bir çatışmadan omuriliğine isabet eden bir kurşunla felç kalır. “Ben gaziyim diyemiyorum” diyor.

Metin Erdem

Teskeresine 20 gün kala pusuya düşer. 160 kişilik bir PKK lı gurupla çatışmaya girer. Bir el bombasının yanında patlaması sonucu gözlerini kaybeder. Kafasının her yerinde şarapnel parçaları var

Göksel Gümüş

Derecik karakoluna askerlk hizmetini yaparken. Derecik karakolu 600 kişinin saldırısına uğrar. 28 şehit verilir. Yanında ki ağır makinelide ki arkadaşı vurulur yalnız kalır. Teröristlere geçit vermemeye çalışırken. Göksel kafasından vurulur. Ailesine ilk haber şehit diye gelir. Derecik baskınından hastaneye getirilen üç askerden ikisi şehit olur ancak bir asker hala yaşıyordur. Askerler künye taşımadıkları için sağ kalan askerin kim olduğu tespit edilemez. Gökselin annesi oğlunun vücudundaki yanık izini doktorlara tarif eder. Gökselin hayatta olduğu bu şekilde anlaşılır. Göksel nişanlıdır. Birbirlerini çok severler. Aylar süren tedaviler sonucu Göksel tekerlekli sandalyeye mahkum kalmıştır. Genç kız ailesinin baskısıyla nişanlısından ayrılır ve bir başkasıyla evlendirilir. Gelin olmak için ısrarla 28 Eylül gecesine ister kimse neden olduğunu bilemez. 28 Eylül gökselin vurulduğu gecedir. Üç kızı olur. Çocukların isimleri Sibel,Yağmur ve Damla dır. Bu isimlerin sebebini bir tek Göksel anlar. Sibel ikisini tanıştıran kızın ismidir. Yağmur ve Damla ise senin için ağlıyorum demektir.

“Göksel onu hala çok seviyorum. Dilerim her zaman mutlu olur” diyor.

Binbaşı Bekir Karabıyık’ın şehir olmadan iki hafta önce eşine yazdığı son mektubu da basına hiç yansımadı.

Güzel hanımcım şimdi ayrılık zamanıdır. Sen genç oğulcuklarım çok küçüksünüz sizi mesut ve bahtiyar edebilmek için çok uğraştım. Çileli bir hayattı bu beraber yaşadık. Beni anlamışsındır. Göhsüm içindeki kafesine sığmıyor çok dua aldın. Bu sebepten uzun ömür ve hayır ümidim vardır. Fakat ben kefenimi hep üzerimde hissettim ecel gelirse sefa gelsin onunla arkadaşım ben yeter ki son nefeste mümin olarak göçeyim. Hak vaki olur inşallah şehit olurum. Sana ağlama demiyorum. Seven sevdiği için elbette ağlar. Müsterih ol haram lokma yemediniz yedirmedim. Bilmeden işlediklerimizi Allah affetsin çocukları hoş tut hep tatlı sözler söyle onlar Allahın izniyle hayırlı insan olur. Büyük oğlum hırçındır ama merhametlidir. Küçük oğlum hem akıllı hem iyi huyludur. İkisinde de siyasi zeka vardır. Devlet adamı olabilirler o yöne yöneltmeye çalış. Demin dostların kimlerse onlarla irtibatı kesme. Ben senden razıyım Allah da senden razı olsun. Allah cennet nasip ederse seni de yanıma versin iffet, namus ve hanımefendiliğinle her zaman bir yıldızdın. Güzel yüzünü Allah nasip ederse tekrar görürüm. Ama dünyada ama ahirette hakkınızı helal edin.

Evin babası Bedir.
UNUTULMAK BİR ŞEHİDİ ÖLDÜRÜR, UNUTMAK İNSANLIĞI. NEDEN GÖZLERİNİN İÇİNE BAKAMADIĞINIZIN CEVABI VİCDANLARINIZDA SAKLI.
ONLAR BİZ SICAK YATAKLARIMIZDA DAHA RAHAT DAHA HUZURLU UYUYALIM DİYE. VATAN DİYE BAYRAK DİYE ÖLDÜLER GAZİ OLDULAR.
KOMANDO OLMAK ONURUMDUR
OLUR YA BİR ÇATIŞMADA ÖLÜRSEM
ARKAMDAN YAS TUTMAYIN
BIRAKIN TOPRAĞIMDA RAHAT UYUYAYIM
BEDENİMDEN KOMANDOMU ÇIKARMAYIN
ONLAR BENİM GURURUMDUR
ÖLÜNCE KEFENİM OLACAK
BAŞIMDAN MAVİ BEREMİ ÇIKARMAYIN
O BENİM ŞANIM ŞEREFİM OLACAK
AYAĞIMDAN BOTLARIMI ÇIKARMAYIN
ONLAR NİCE YOLLAR AŞACAK
ŞEHİT OLURSAM SIRAT KÖPRÜSÜNDEN GEÇECEK
ELİMDEN TÜFEĞİMİ ALMAYIN
O BENİM MEZARIMA SEMBOL OLACAK
YARAMIN KANINI SİLMEYİN
AHİRETTE HESABI SORULACAK
GÖĞSÜMDEN KÖR KURŞUNU ÇIKARMAYIN
O BENİM MADALYAM OLACAK…
Bu şiir, Hakkari – Çukurca – Üzümlü Jandarma Sınır Karakolu’nda görevliyken 12 Aralık 1993 günü saat 21.00 sıralarında bölücü eşkiya ile yapılan silahlı çatışmada kahramanca çarpışarak şehit düşen Mustafa oğlu, Sakarya 1972 doğumlu Jandarma Komando Onbaşı Zekeriya Gülyaman’ın (1972/4) şahsi eşyaları içerisinden çıkmıştır.
UNUTMAYIN!…. UNUTTURMAYIN!….

Ağustos 25, 2009

Düşler akademisi

Yazı kategorisi: Uncategorized 12:53 pm tarafından fundasen

Ön yargılarım vardı yok oldu…
Korkularım vardı kayboldu…
Küçük sevinçlerim, kocaman neşeye
Cılız umutlarım, inanca döndü…
Ve biliyor musunuz, bir düşüm vardı, Gerçek oldu…
Bana Düşler Akademisi dediğinizde hissettiklerim bunlar.
İnanılmaz deneyimler yaşadım.
Hayata bakış açım değişti ve içimde kocaman bir neşe ve heyecan var.
Hayatıma açtığın düş penceresi için teşekkürler.

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.