Nisan 19, 2010
Ne olur gitme annem…
Duru babaannesini hiç tanımayacak. Onun ne kadar sevgi dolu, ne kadar kocaman bir yüreği olduğunu bilmeyecek. Mutfağı mis gibi dolduran kurabiye kokusunu hiç içine çekemeyecek. Dilara ve Melike gelinlik giydiklerinde anneanneleri orada sevgi dolu gözlerle onlara bakamayacak. Mert sevgilisini kaybedecek. Yavuz koşup sığındığı kucağını. Biz arkadaşımızı, sevgilimizi, çocukluğumuzu, sırdaşı,kaleyi. Örgü ipleri boynu bükük kalacak. Mert için başladığı kazağı yarım. Dilara için ördüğü dantel masa örtüsü öksüz. Odasında ki sklamenler, menekşeler, ortancalar annelerini kaybedecek.
Sen gidince pek çok şey öksüz kalacak. Mis kokularla doldurduğun mutfak, bayram sofraları, mis kokan tül perdelerin, benim çok sevdiğim rujun, ellerine sürdüğüm kremler, yeni aldığım eskitemediğin pantolonlar, numaranı telefonumda gördüğümde yüzümdeki gülümseyiş öksüz kalacak.
Seninle çok şey gidecek. Kalbimin kocaman bir yarısı, her nefeste içime doldurduğum kokun, yaptığımız hamam sefaları, gülümseyişinin içime doldurduğu huzur, ışıl ışıl parlayan gökyüzü ve neşe. Seninle birtanem hepsi gidecek.
Senden ayrılırken arkamdan döktüğün gözyaşları, arabamın arkasından çabuk döneyim diye döktüğün sular,sevdiğin diziler, dinlediğin şarkılar öksüz kalacak. Seninle kalem gidiyor annem , sığındığım kucağım, özlemim, kokum, gülüseyişim.
Ne olur gitme annem. Gidersen yüreğim öksüz kalacak….
17 Mart 2010
Şerife Sultan
En çok sana yazmak istedim. Ömrümün belkide en uzun gecesinde nefesinle birlikteyim.Burnundaki bir parça et yüzünden hep horlardın.Ne çok dalga geçerdik seninle hele o tatiller yok mu bir arada uyudugumuz. O yaz gecelerinde sana hep ayrı oda verirdik ki biz uyuyayabilelim. Keşke hiç uyumadan sabahlara kadar seni izleseydim. Dışarda ılık bir Ankara gecesi var sessiz ve yalnız. Odada sadece nefesini dinliyorum.
Anne… Nasıl güzel bir kelimedir. Ne dopdoludur. En çok anne olduğumda anlamıştım seni. Sabahlara kadar başucumdan ayrılmadan beklediğin geceleri, beni bacaklarıma vura vura banyoya sokup temizlediğin günleri, ilk aşkımın heyacanıyla sana koştuğumda anlayan ve dinleyen yüreğini. Anne… Nasıl güzel bir kelimedir.
Kaç yaşıma gelirsem geleyim koşarak sıgındığım kucak. Hatırladın mı o günü 35 yaşımda kocaman bir kadındım. Hastalandım zorla eve çağırdın beni anne ben gelmeyeyim desemde ısrar ettin. Sıcacık bir çorba yapmıştın. Önce karnımı doyurdun sonra alnıma ıslak bezler koyup dizine yatırıp kara kuzum diyerek saçlarımı sevdin. Kaç yaşıma gelirsem geleyim kara kuzun olacaktım hep değil mi? Yapayalnız kalacakmışım gibi geliyor şimdi. İçimde o kadar çok keşke var ki. Seni kırdığım seni üzdüğüm her an için binlerce keşke kalbimi sıkıyor şu an. Ömrümün en uzun gecesinde nefesinle birlikteyim.Dışarda ışıl ışıl bir Ankara gecesi var.
İki yıldır lale zamanı İstanbul’a gel diye yalvardım sana sen de çok istedin biliyorum ama bir türlü kısmet olmadı işte. Bu sene seninle birlikte göremezsem o laleleri bir daha görmek istemiyorum annem. Ben hiç bu kadar korkmadım, hiç bu kadar güçsüz hissetmedim kendimi ve hiç bu kadar yalnız. Biliyor musun? Korkuyorum annem hemde çok korkuyorum.
Ne kadar tarifini verirsen ver yaptığım kurabiyeler hiç seninki gibi olmadı. Hala düşünüyorum mutlaka gizli bir sırrın var söylemediğin. Uzun aralardan sonra seni görmeye koştuğum her zaman, benim için pişirdiğin kurabiyeler gibi olmadı hiç bir zaman yaptığım kurabiyeler.
Her zaman yanımdaydın. Ne çok şeye yeterdi sevgin. Kızlarımı kucağıma alırken başucumda terimi siliyordun. Onları büyütürken yanıbaşımda taktikler veriyordun. Hayata dair ne biliyorsam senden öğrendim. Güçlü bir kadın nasıl olunur ? Sanırım bu özelliğimi senden aldım. Ama bugün öyle aciz hissediyorum ki kendimi. Bu gece bile kendini unutup beni teskin etmeye çalışıyorsun. “Korkma kuzum” diye. Oysa sende korkuyorsun biliyorum. Nazlansana, ağlasana bir kez de ben destek olayım sana, ama anne olmak böyle bir şey galiba ben üzülmeyeyim diye dimdik durmak.
Annem…Şerife sultanım. Öyle saçma günler ve geceler geçirdim ki ben dünyanın sonu geldiğini sandığım. Kendimi hırpalayıp sabahlara kadar ağladığım. Acı değilmiş ki onlar. Gözümden yaş bile akmıyor bu gece, kalbim korkudan taş kesildi. Sadece yanında olmak ve nefesini dinlemek başka bir dileğim yok bu gece. Dışarda ılık bir Ankara akşamı var.
En çok bir araya geldiğimizde neşe içinde yaptığımız dedikoduları özlüyorum. Gerçi ateşten başını kaldırdığın birkaç gün hastahane odalarında yine biraz yaptık ama. Ana kız başbaşa kahvelerimizi yapıp karşılıklı sohbetlerimizi özlüyorum. “Büyük fincanları çıkar sana anlatacak çok şeyim var” derdin. En son İzmir’de sohbet edebilmiştik. Üç kuşak bir arada yine sen, ben ve dilara. Ne çok gülmüştük. O zamanda çok iyi değildin ama deniz havası iyi gelmişti biraz sanki. İlk defa pantolon aldık sana. Ne çok sevindin pantolon giyebilecek kadar zayıfladığın için.
Çok korkuyorum annem. Bu gece inan çok korkuyorum. Hiç birşey hissetmeden yıllarca uyusam diyebilecek kadar çok korkuyorum.
11 Mart 2010




