Kasım 12, 2011
Denize….
Çok özledim kokunu, tuzunu, tadını
Nasıl yaşarım bu kupkuru şehirde bilmem
Martılarının, dalgalarının,
Uğultunun sesini özledim
Rüzgarda yüzüme çarpan tanelerini özledim
Bir kış günü, başucunda
Bir kayada oturup seninle dertleşmeyi özledim
Ve o uzun yaz gecelerinde
Kollarında seninle saatlerce sevişmeyi özledim
Midyeni, kestaneni, yosununu, balığını özledim
Başımı döndüren kokunu
Beni sarhoş eden tadını
Ve mehtaplı gecelerde,
Yakamozlar vururken yüzüme
Sen ayaklarımla oynaşırken, rakı içmeyi özledim
Özledim duy enginim, denizim, aşkım
Seni çok özledim
Ekim 26, 2011
Düşler Denizi…
Düşler denizinde yıkadım yüzümü
Sen vardın yansımasında, birde o koca şehir
Bir martı kondu düşlerime.
Düşler denizi ağlatmadı, dinledi…
Dün şarkılar söyledim,
Düşler denizinin kıyısında
Sevdalı, neşeli, hüzünlü, ama hep sana dair
Saclarımı taradım, gülümsedim düşler denizine…
O pembe gülü dün düşler denizine bıraktım…..
Uzandım kıyısına, yüzümü gömüp düşler denizine
Koyu bir uykuya daldım, düşümde yine sen vardın
Düşler deniziyle yıkadım ruhumu
Sana dair ve seninle…
Düş gibiydi…
26.11. 2001
Kasım 25, 2010
Ben denize aitmişim
Ben denize aitmişim bir kez daha anladım.
Ne zaman denize yolculuk yapacak olsam içimi bir heyecan kaplar, yerinde duramayan bir küçük kız olurum. Yahut sevgilisine kavuşmayı yıllardır bekleyen bir deli aşık. Şükür ki artık İstanbul’da yaşıyor olmam sebebiyle bu özlemim eskiye göre çok daha idare edilebilir durumda. Hele gidilen yer Gökçeada gibi bakir sularsa bu heyecan iki katına çıkıyor. Benim tatil anlayışım beş yıldızlı otellerde havuz kenarları değil. Hımm bir an için düşününce oda fena olmaz ya :) sponsor olacak otele bağlı.
Şaka bir yana doğa ile iç içe yaptığım tatiller beni inanılmaz mutlu etmiştir. Maceracı ve özgür bir ruhum var. Bazılarına göre çılgınlık olarak kabul edilen şeyler benim olmazsa olmazlarım arasındadır. Benim gireceğim deniz suyu bir kere soğuk olacak öyle hamam suyu gibi sudan hiç hoşlanmam. İkincisi taşlık, kayalık olacak mümkünse ilginç yosunlar isterim. Serbest dalış yaptığımda 8-10 metrede rif falan görmeliyim. Bu yüzden Gökçeada tam benim amaçlarıma uygun bir yerdi.
Yolculuk Pazar günü büyük bir keyif ve neşe içinde başladı. Planlar yapılmıştı Tekirdağ’da köfte yenilecek Şarköy yolu kullanılarak deniz kenarından doğa ile iç içe gidilecek akabinde Kabatepe’den feribotla Gökçeada’ya geçilecekti. İstanbul’dan henüz 40 km kadar uzaklaşmıştık ki arabamızın kliması bozuldu. Biraz şansımızı zorladık klimasız gidebiliri miyiz ki acaba diye; fakat ne mümkün hava inanılmaz sıcak yolculuğun işkenceye dönüşmemesi için mecbur geri döndük. Suratlar iki karış klimamızı tamir edecek birini arıyoruz. Bu arada Atatürk Oto Sanayi 1 nci kısımdaki klimacı Zafer usta tekrar çok teşekkürler. :) Tabiî ki günlerden Pazar olması münasebetiyle yedek parça ihtiyacı olan klimamız için yapılabilecek bir şey yoktu. Pazartesi sabahtan klimamızın arızası giderildikten sonra yola çıktık. Plana sadık kalıyorduk Tekirdağ’a ulaştığımızda köftesinin meşhur olduğunu duyduğumuz Ali baba köftecisini aramaya başladık. Aman dikkat yeni bir çevre yolu yapılmış özellikle uğraşmazsanız Tekirdağ’ın etrafından dolaşıp gidiveriyorsunuz. Sonra köfteci diye ağlarsınız karışmam. Bir Ali baba köftecisi bulduk sonunda 10 TL köftenin porsiyonu fiyatlar fena değil; fakat bir dekorasyon vardı içler acısı resmen. Belli ki çok para harcanmış ama bu kadar zevksiz bu kadar abartılı ve şaşalı olup da bu kadar basit duran bir dekorasyon daha önce çok az görmüştüm doğrusu. Fakat köfte güzeldi tavsiye ederim. :) Daha sonra doğa yolu diye adlandırdığımız Şarköy’den geçen deniz kıyısından müthiş manzarası olan yola girdik. Biz girdik sakın siz girmeyin
. Yolun yaklaşık 10 km si tamamen toprak arabamız mahvoldu. 4 çeker bir arabanız varsa sorun olmaz ama normal bir binek arabasıyla girilecek yol değil. Daha kısa gibi görünüyor fakat gidemediğiniz için çok daha uzun sürüyor yol. Bu arada Kabatepe’den kalkan feribot saatlerini örgendik ve saat 4 de kalkacak olan feribota yetişmek için uçarak geldik. Siz bunu da yapmayın tabiî ki biraz erken çıkın ya da bir sonraki feribota kalın relax olun yani. 4 e çeyrek kala feribottaydık fakat feribot tamamen doluydu sonraki feribotta saat 19.00 daydı. Bomboş bir üç saatimiz vardı hava 42 derece ve inanılmaz sıcaktı. Bu üç saati denize girerek değerlendirelim dediysem de grubun diğer mızmız üyeleri bana uymayıp orada bulunan kafeterya da pineklemeyi tercih ettiler. İyi ki de öyle yapmışlar :). Daha ne olduğumuzu anlayamadan feribot geldi saat 18.00 gibi tabi hemen arabalara gittik ve feribota 7 inci sırada bindik. Önümüzdeki arabanın sahipleri halen ortada yoktu feribot yavaş yavaş doluyor. Orda 6 ncı sırada olan araba öyle bekliyordu. Feribotun tepesinden uzaktan altında mayo çıplak ayakla koşan birini gördüm. Kesin o arabanın sahibiydi. Öylede çıktı. Neredeyse dolmak üzere olan feribota son dakikada mayoluda olsa binmeyi başarmıştı. Peşinden ellerinde çantaları mayolarıyla koşan 3 kişi daha vardı. Çok güldük. İyi ki yüzmeye gitmemiştik. Sizde sakın aman zaman var nasılsa filan diye yüzmeye niyetlenmeyin. Feribot 1-1,5 saat erken geliyor. Yolculuk yaklaşık 1.5 saat sürüyor. Uzaktan görünen Gökçeada silueti muhteşem bir his yaratıyor insanın içinde. Nihayet adadaydık önce karnımızı doyurduk sonra da kalacağımız yer olan Türkiye’nin en batı noktasına gizli limana doğru yola çıktık. Ada deyip geçmeyin Gökçe ada dünyada suyu kendi kendine yetebilen nadir adalardan birisi ve oldukçada büyük bir ada içinde birisi baraj gölü biride tuz gölü olmakla birlikte 3 adet gölü var. Baraj gölü Gökçeada’nın içme ve kullanma suyunu karşılıyor. Altından kaynayan sularla beslenen bu baraj gölünde 40 kg. mı geçen Aynalı Sazanların yaşadığı rivayet edilmekte.
Güneş henüz batmaktaydı ve Gökçeada müthiş görünüyordu.
Biz sağlık bakanlığının tesislerinde kaldık fakat gerek pansiyonlar gerekse apartlar oteller fiyat olarak oldukça uygun. Deniz seçenekleri ise hemen her zevke hitap edecek şekilde. Kum isteyene Laz koyunda güzel bir kumsal taşlık isteyene yıldız koyunda harika bir doğa akvaryumu sizleri bekliyor. Birbirinden güzel bir sürü koy var hele serbest dalış yapıp maske ve şnorkel kullanacaksanız yıldız koyu tam size göre baş döndürücü bir mekan. 5-6 metre derinlikte kocaman denizyıldızları vatoz mürekkep balığı ve türlü türlü deniz canlısına rastlamak mümkün. Tecrübelerimle sabittir hepsini gördüm.Deniz benim evim gibidir saatlerce suda kalır ancak çok üşüdüğüm zaman sudan çıkarım. Sevgili eşim bir gün gidip bir daha dönmeyeceğimi düşünse de bugüne kadar ki tüm deniz yolculuklarımdan geri döndüm. Ve bir gün ölüm geldiğinde mümkünse gerçekten denizde ölmek isterim…
Gökçe ada doğasıyla tertemiz koylarıyla olduğu kadar damak tadıyla da cidden muhteşem bir ada. Oğlak yemeden sakın gelmeyin. Oğlağı bademli köyünün içindeki Gül kasabına sipariş verin (286 897 61 44) mutlaka Bilal bey bu konuda süper , özel hazırladığı sosuyla size tepsi içerisinde öyle bir lezzet ikram ediyor ki akıllara zarar üstelik fiyatta harika İstanbul’da kilosunu 40 liraya yediğimiz kuzu ve oğlak etini 24-25 lira arası satın alabiliyorsunuz üstelik doğal, üstelik kekik kokulu.
Sağlık bakanlığının tesislerinin kumsalından biraz ilerlediğinizde kil dağlarıyla karşılaşıyorsunuz. Yo yo yanlış duymadınız kil dağları dedim. Bildiğiniz doğal kil ilk günler çamura bulanmış insanları gördükçe ya bunlar nerden geliyor ne yapıyor diye merak içinde bakınırken daha sonra keşfettiğim kil dağları cidden muhteşemler. Hani cildimiz güzel olsun diye para verip satın aldığımız o kil maskeleri var ya onun en doğal hali ve bir sürü tepecik şeklinde karşımda duruyordu tabi hemen itibar etmedik önce bir sürünüp sonucu görelim dedik. Sonuç cidden muhteşemdi yumuşacık ve pürüzsüz bir tene sahip oluvermeniz içten bile değil. Laf aramızda kocaman bir poşet yanımda da getirdim. Islatıp ıslatıp hala kullanıyorum. Daha sonra öğrendiğime göre Aydıncık’da (Kefaloz) yine Tuz Gölüne girerek çamur banyosu yapıp cildinizi güzelleştirebiliyormuşsunuz. Eklem, romatizmal, cilt ve börek rahatsızlıklarınıza çok iyi geliyormuş.
Gökçeada da güneşin denizin içine batışını görebilirsiniz. Az ilerinizde kocaman kırmızı bir top sulara gömülüyor sanki muhteşem bir manzara. En iyi izleme noktası Kale köy sahil ya da Türkiye’nin en batı noktası olan Uğurlu köyü olabilir.
Bakir yerleri, bakir denizleri seviyorum. Ne kadar az kaldıklarını görünce de üzülmeden geçemiyor insan. Gökçe adaya bundan iki yıl öncede gitmiştim. O zamanlar Yıldız Koyu’nun girişinde mili park olduğuna dair kocaman bir ibare vardı. Bu sene ise o tabelanın yerinde yeller esiyordu ve yıldız koyu halk plajı gibi oluvermişti. Koyun güzelliklerini eskiden ayağınızı suya sokar sokmaz görmeye başlıyordunuz; şimdiyse epeyce bir açılmadan göremiyorsunuz. Fakat hala güzel, hala bakir. Tatil planı yapmadan önce bu seçeneği de mutlaka değerlendirin derim ben. Amerika yazımda görüşmek üzere
Ocak 14, 2010
Derin sevdam deniz…
Merhaba arkadaşlar, bugün sizlere derin sevdam deniz’den bahsedeceğim.
Dalış yapabilmek denizin altında uzun süre kalabilmek en büyük hayalimdi. Ben bu hayali gerçekleştiren şanslı bir grup insandan biriyim.
Sizlere bu terminolojiyle ilgili kısa tarihsel bir bilgi verdikten sonra merak ettiğiniz pek çok şeyi sizlerle paylaşmaya çalışacağım.
İnsanoğlunun bilinmeyene olan tutkusu ve merakı tarih boyunca insanları denizin dibini araştırmaya itmiştir. Asurlardan kalma duvar kabartmalarında görülen dalgıç motifleri ise bu arzunun ne kadar uzun bir süreden beri var olduğunun göstergesidir.
1940 lı yıllara kadar geliştirilen dalış teknikleri yüzeye bağlı olduğundan daha çok askeri ve profesyonel amaçlarla sınırlı kalmış. Sportif amaca hizmet edecek şekilde pratik olamamıştır.
1942 yılında jaques coustau ve emile gangan’ın geliştirdikleri bir soluk alma aracı sayesinde su altına indirdikleri basınçlı hava dolu bir tüpten soluyabilmeleri ilk kez su altında özgürce dolaşabilme olanağı sağlamıştır ki buna scuba diyoruz . Dalış terminolojisinde sıkça duyduğunuz scuba ne demektir.(self contained underwater breathing apparatus) yani kendi üzerinde taşınabilen su altında soluma aygıtı. Bu yeni gelişme dalışın hızla yayılan bir spor haline gelmesini sağlamıştır.
1959 yılında jaques coustau’nun da içinde bulunduğu bir grup cmas’ı kurdu. Dünya su altı etkinlikleri federasyonu. Bu fedarasyona 5 kıtada 83 ülke bağlıdır.
Cmas sportif,teknik, tıbbi ve doğal kültürel aktivitelerinde hiçbir dini,politik,sosyal ve ırksal ayrım yapmaksızın herkese açıktır ve gelirinin büyük bir bölümünü unesco ve dünya olimpiyat komitesine aktarır.
Cmas sisteminde dalıcılar ve eğitmenler için üçer seviye vardır.
Bir yıldız dalıcı : Dalış donanımını uygun olarak monte edebilen sığ sularda en az bir üç yıldız dalıcı ile birlikte dalış yapabilen dalıcılardır.maksimum dalış derinlikleri 18 metredir.
İki yıldız dalıcı: Açık deniz dalış deneyimi olan dalıcılardır. En az iki yıldız dalıcı ile dalış yapabilirler. Maksimum dalış derinlikleri 30 metredir.
Üç yıldız dalıcı: Bütün bu konularda eğitilmiş. Diğer seviyelerdeki dalıcılara liderlik yapabilecek dalıcılardır.
Eğitmenlerde 1,2,3 yıldız eğitmenler olarak sınıflandırılırlar. Bir yıldız eğitmen kurs programlarında asistanlık yapabilirken; iki ve üç yıldız eğitmenler kurs düzenleyip, sınav ve değerlendirmede yapabilirler.
Cmas dalıcı sertifikası 2 şekilde alınabilir.
Bu konuda federasyona bağlı olarak çalışan dalış okullarının düzenlediği kursları bitirerek ya da cmas tarafından tanınan başka bir eğitim sistemine bağlı kulüp ve dalış merkezlerinin verdiği belgelere denk olarak verilir.
Şimdi dalış donanımızdan bahsedelim. Bunlar
Su içinde yüzerliliği ayarlamak ve tüpümüzü taşımak için kullanacağımız denge yeleği
Tüpteki hava miktarını gösteren basınçölçer
Derinlik saati
Regülatör
Maske
Palet
Dalış elbisesi
Ağırlık kemeridir.
Bütün bu donanımların yanı sıra aşağıdaki en önemli donanımınız buddy nizdir.
Arkadaşlar scuba sporu tamamen ekip işidir.dünyanın hiçbir yerinde 3 yıldız dahi olsa dalıcılar tek başlarına dalış yapmazlar. Mutlak kural bir buddy nizin olmasıdır. Dalışın başından sonuna kadar siz ve buddy niz birbirinizden sorumlusunuzdur. Çünkü bu yabancı dünyada güzelliklerin yanı sıra pek çok da tehlike vardır. Bu tehlike anında yardımınıza ilk koşacak kişi buddy nizdir.
Evet suya daldık bu ekip sporunda haberleşmek çok önemlidir. Su altında konuşamayacağımız için farklı bir haberleşme yolu gerekir. Cmas uluslararası haberleşme işaretleri şöyledir.
Dalış inanılmaz derecede güzel olduğu kadar bir o kadarda tehlikelidir aslında. Durun canım hemen endişelenmeyin köpekbalıklarından bahsetmiyorum. Bu tehlikeler denizin gerçek sahiplerinden göreceğiniz tehlikeler değil, insan vücudunun doğasından gelen tehlikelerdir. Eğer dalış kurallarını harfiyen uygulamazsak nelerle karşılaşabiliriz.
Öncelikle dalış elbisesinin öneminden bahsedeceğim. Sıcakkanlı bir canlı olan insan vücut işlevini sürdürebilmek için belli bir sıcaklığa ihtiyaç duyar. Buda hepimizin bildiği gibi 37 derece civarındadır. Su havaya göre ısıyı çok daha çabuk iletir. Bunun doğal sonucu olarak da su altında daha güçlü bir ısı yalıtımına ihtiyaç vardır. 30 derecenin altındaki sularda yapılan dalışlarda mutlaka elbise giymek gerekir. Eğer bu kurala uymazsak hipotermi’ye maruz kalabiliriz. Su içinde hipotermi çok daha çabuk gelişir ve daha ciddi sonuçlar doğurur.
İnsan vücudu büyük oranda sıvı yapıdadır. Bu nedenle dalış sırasındaki basınç- hacim ilişkisinden etkilenmez. Ancak vücutta etkilenecek gaz boşluklar da bulunmaktadır. Bunlar akciğerler, sinüsler, orta kulak boşluğu ve sindirim sistemidir.
Dalıcının dalış yaşamına adım atarken ilk etkilendiği olayların başında kulak veya sinüslerinde hissettiği basınç gelir.
İlk 10 metre basıncın en hızlı değişim gösterdiği mesafedir. Hepimiz havuza veya denize serbest dalış yaparken biraz fazlaca derine indiğimizde bu basıncı kulaklarımızda hissetmişizdir. İşte böyle anlarda dalıcının valsalva manevrasına gereksinimi olur. Bu dalıcılar arasında genellikle kulak açma olarak tanımlanır.
Şayet dalıcı dalışa başladığı andan itibaren kulaklarında hissettiği basıncı valsalva ile eşitleyemiyorsa kesinlikle zorlamamalı biraz yukarı çıkarak kulaklarında hissettiği basıncı azalttıktan sonra tekrar denemelidir. Buna rağmen eşitleme yapılamıyorsa dalışa son verilmelidir. Bu konuda ısrarcı olmak kulak zarının yırtılmasıyla neticelenebilir.
Sinüslerimiz içi,n herhangi bir açma hareketine gerek yoktur. Fakat nezle isek bu durumda sinüslerimiz kapalı olacağından hava giremeyecek buda ciddi neticeler doğuracaktır. Her dalıcının bilmesi gereken altın kural nezleyken dalış yapmamaktır.
Bir diğer önemli kural asla nefesini tutmamaktır. Deniz seviyesinde bir atmosfer basınç soluyan akciğerlerimiz 30 metre derinlikte 4 atmosfer basınç hava solumaktadır. Dipte alınan bu hava çıkış sırasında sürekli genişler. Eğer dalıcı herhangi bir sebepten dolayı nefesini tutarsa akciğerler içinde kalarak sürekli genleşen hava akciğer dokularına zarar verebilir. Halk arasında vurgun olarak tabir edilen olay hızla yukarı çıkış yapmak ve bu esnada nefesini tutmak sonucu vücudun maruz kaldığı basınçtır.
Bu konuda sizlere anlatacak o kadar çok şey var ki yeri geldikçe paylaşmaya devam edeceğim . Deniz dibi inanılmazdır. Ayvalıkta yaptığım bir dalış sırasında denizin dibinin pembe bir örtüyle kaplı olduğunu gördüm. Bir çiçek bahçesiyle karşı karşıya idik. Bu muhteşem görüntüye yaklaştığımızda ise o çiçeklerin küçük beyaz borular içinde kaybolan deniz canlıları olduğunu anladık. Yukardan güneşin belli belirsiz ışıklarının vurduğu dip o gün muhteşemdi. Hele ki o muhteşem akvaryumda elinize bir deniz kestanesi almaya görün ne kadar rengarenk balık varsa hepsini avucunuzun içinde bulacaksınız. İnanın bana avucunuzdan balık beslemek kadar keyif dolu bir şey daha yoktur.
Ben bu hissi hep şöyle tarif etmişimdir. Bence dalmak uzaya yada başka bir gezegene gitmekle aynı şey… Keşfedilmeyi bekleyen o kadar çok şey var ki..
Yıllarca denizi bir sevgili gibi gördüğümden ona şiirler yazdım. En büyük dileğimse bir gün ölürsem denizde ölmek. Bir şeyi böyle büyük bir aşkla sevmek harika bir duygu.
Denize….
Çok özledim kokunu, tuzunu, tadını
Nasıl yaşarım bu kupkuru şehirde bilmem
Martılarının, dalgalarının,
Uğultunun sesini özledim
Rüzgarda yüzüme çarpan tanelerini özledim
Bir kış günü, başucunda
Bir kayada oturup seninle dertleşmeyi özledim
Ve o uzun yaz gecelerinde
Kollarında seninle saatlerce sevişmeyi özledim
Midyeni, kestaneni, yosununu, balığını özledim
Başımı döndüren kokunu
Beni sarhoş eden tadını
Ve mehtaplı gecelerde,
Yakamozlar vururken yüzüme
Sen ayaklarımla oynaşırken, rakı içmeyi özledim
Özledim duy enginim, denizim, aşkım
Seni çok özledim













