Aralık 13, 2011
“Sherlock Holmes: A Game of Shadows/Gölge Oyunları”
Bu sabahın en güzel aktivitesi “Sherlock Holmes: A Game of Shadows/Gölge Oyunları”nı izlemekti sanırım. Baştan sona nefes kesici bir aksiyonun hakim olduğu film sizi ilk sahneden son sahneye kadar maceradan maceraya sürüklüyor. Filmde kullanılan özel efektlerin ise çok başarılı olduğunu söylemeden geçmek filme haksızlık olur. Filmin müziklerini ise ilk filmde olduğu gibi yine Hans Zimmer’ın ve tek kelimeyle muhteşem.
“Dava yeniden açıldı…”
2009 yapımı “Sherlock Holmes”un kapanışındaki kışkırtıcı bu üç kelime sinemaseverlere gelecekte başka maceraların da olacağını vaat etmişti. Şimdi “Sherlock Holmes: A Game of Shadows/ Gölge Oyunları” efsanevi dedektifi aksiyon yüklü bir gizemle geri getirerek bu vaadi gerçekleştirmekle kalmıyor, aynı zamanda dünya çapında hit olan ilk filmin yıldızları ve yapımcılarını da tekrar bir araya getiriyor.
Öncelikle kimdir bu “SHERLOCK HOLMES” aslında hepinizin bildiği bu efsanevi karekter hakkında biraz bilgi vererek başlayayım.
Arthur Conan Doyle’un yarattığı hayalî dedektif 06 Ocak 1854′de Londra’da doğmuştur. İlk hikâyesi olan Kızıl Soruşturma 1887 yılında gazetede basılmaya başlanmıştır. Sherlock Holmes, dedektif kahramanlar içerisinde belki de en meşhur olanıdır. Olayları gözlem yoluyla çözmesi ile ünlüdür. Tümdengelim yöntemini çok iyi kullanmaktadır, sorduğu soruların cevaplarının birbiriyle tutarlı bir bütün oluşturmasına dikkat eder, yani yöntemindeki fark, ipuçlarını bir araya getirip bir çözüm bulmak yerine, elindeki ipuçlarından anlamlı bir bütüne ulaşmaya çalışmaktır; bunun yanı sıra kendi kendine yaptığı laboratuar araştırmaları sonucunda elde ettiği bilgileri tekil olaylara uygular ve sigara izmaritlerinden, el yazılarından, ayak izlerinden ve her türlü bilgi kırıntısından sonuca ulaşır. Yazar Doyle, Holmes karakterini yaratırken dönemin ünlü doktorlarından ProfesörJoseph Bell’i kendisine örnek almıştır. Aslında var olmayan bu detektifin kitaplarda her zaman adresi olarak gösterilen ve bugün müze olan evi İngiltere’de Baker Sokak 221B’dedir. Holmes, kendi dönemi için oldukça bohem bir adamdır, garip zevkleri de vardır ve aynı zamanda bipolar kişiliğe sahiptir. Morfin ve kokain kullanır ve bunları evdeki garip yerlere koyar, usta bir eskrimcidir, çok iyi keman çalar, Irene Adler dışında takdir ettiği veya hayatına giren bir kadın yoktur. Yunanlı Tercüman Hikayesinde, Holmes’ün bir ağabeyi olduğu ortaya çıkar. Mycroft’un, İngiltere Hükümetinde oldukça özel bir görevi bulunur. Kardeşinin tanımıyla, kendisininkinden de üstün gözlem yetenekleri olan Mycroft, hükümetin tüm çıkarımlarını analiz ederek en uygun hamleyi belirten bir “bilgi bankası” görevi görür. Mycroft Holmes, Ian Fleming’in karakteri olan James Bond’un gizli patronu “M” olduğu da söylenir. Holmes oldukça kibirli bir adamdır ancak Dr. Watson’a yaklaşımı herkesten farklıdır. Daha ayrıntılı ve detaylı bilgiyi http://tr.wikipedia.org/wiki/Sherlock_Holmes bu adresten bulabilirsiniz.
“Sherlock Holmes: A Game of Shadows/Sherlock Holmes: Gölge Oyunları”yla Robert Downey Jr. Dünyanın en ünlü dedektifi Sherlock Holmes, Jude Law ise onun dostu ve meslektaşı Dr. Watson rolüyle bir kez daha karşımızda.
Filmin kısaca öyküsü şöyle Sherlock Holmes daima odadaki en zeki kişi olmuştur…şimdiye dek. Artık yeni bir suç dehası vardır: Profesör James Moriarty (Jared Harris). Moriarty hem zeka anlamda Holmes’un dengidir, hem de kötülük yapma eğilimi ve vicdandan tamamen yoksun oluşu ünlü dedektif karşısında ona avantaj sağlayabilmektedir. Kitaplarından da hatırlayacağınız üzere Moriarty Holmes’un aslında en ezeli düşmanı ve rakibidir.
Dünyanın dört bir yanında, manşetlerde şöyle haberler görülür: Hintli dev pamuk tüccarı bir skandalla çöküşe geçti; Çinli bir afyon tacirinin aşırı dozdan öldüğü sanılıyor; Strasbourg ve Viyana’da bombalama olayları; Amerikan çelik fabrikatörünün ölümü… Görünürde tesadüfi bu olayların arasındaki bağı kimse göremez, oysa, bu ölüm ve yıkımlar arasındaki kasıtlı örümcek ağını büyük Sherlock Holmes sezmiştir. Bu ağın tam ortasındaki örümcek ise tuhaf bir sinsiliği olan Moriarty’dir.
Holmes’un Moriarty’nin komplolarıyla ilgili soruşturması daha da tehlikeli bir hâl alır çünkü Watson’la birlikte Londra’dan ayrılıp Fransa, Almanya ve son olarak da İsviçre’ye gitmesi gerekir. Ama kurnaz Moriarty her zaman bir adım öndedir ve meşum planını hayata geçirmeye tehlikeli biçimde yaklaşmaktadır. Eğer başarılı olursa, muazzam bir servet ve güce kavuşmakla kalmayıp, tarihin akışını da değiştirecektir.
“Sherlock Holmes Gölge Oyunları” çağdaş sinemaseverleri Moriarty’nin yanı sıra, orijinal hikayelerin hayranlarının yakından tanıdığı bir başka karakterle daha tanıştırıyor: Sherlock’un çok daha nazik ağabeyi Mycroft Holmes’u (Stephen Fry). Rachel McAdams’ın canlandırdığı Irene Adler ise yine Sherlock’u baştan çıkarmaya ve ona işkence etmeye devam ediyor. Bu arada çekişmeye yeni bir kadın daha katılıyor. İsveçli aktris Noomi Rapace’ın canlandırdığı, Sim adındaki bir çingene.
Film bize bir yandan da 19. yüzyılda siyasi, ekonomik ve özellikle de endüstriyel açıdan olup bitenleri.Askeri sanayi tesislerini, daha büyük ve daha güçlü silahları ve daha etkin savaş hâlini gördüğümüz modern çağın başlangıcını da anlatıyor.
Sinemacı Guy Ritchie hızla hit olan “Sherlock Holmes”dan sonra devam filmi “Sherlock Holmes: A Game of Shadows/Gölge Oyunları”nın da yönetmen koltuğuna oturdu. Film aynı zamanda yapımcılar Joel Silver, Lionel Wigram, Susan Downey ve Dan Lin’i de tekrar bir araya getirdi. Filmin yönetici yapımcılığını ise Bruce Berman ve Steve Clark-Hall gerçekleştirdi.
İsveç yapımı “The Girl with the Dragon Tattoo”yla uluslararası başarı kazanan İsveçli aktris Noomi Rapace, aktris bu filmde ilk kez İngilizce konuşuyor. Jared Harris (TV dizisi “Mad Men”, “The Curious Case of Benjamin Button”) filmde kötü şöhretli Profesör Moriarty’yi canlandırıyor. Stephen Fry (“Alice in Wonderland”, “Harry Potter and the Goblet of Fire”) ise, Sherlock’un son derece eksantrik ağabeyi Mycroft Holmes rolünü üstleniyor.
Oyuncu kadrosunda ilk filmden Irene Adler rolünde Rachel McAdams; Watson’ın çiçeği burnunda eşi Mary Morstan rolünde Kelly Reilly; Müfettiş Lestrade rolünde Eddie Marsan; ve Holmes’un uzun zamandır acı çeken ev sahibesi Mrs. Hudson rolünde Geraldine James yer alıyor.
Ritchie’nin bu tekrar filmi için kamera arkasında tekrar bir araya geldiği ekibi ise şöyle: Görüntü yönetmeni Philippe Rousselot, yapım tasarımcısı Sarah Greenwood, kurgu ustası James Herbert, kostüm tasarımcısı Jenny Beavan ve besteci Hans Zimmer.
Robert Downey Jr.’ın “Sherlock Holmes”da yarattığı Holmes karakteri geleneklere aykırıydı. Dedektifle özdeşleşmiş olan klasik avcı şapkasının, kıvrımlı piponun ve şatafatlı İngiliz nezaketinin yerini, fiziksel becerisi olağanüstü zekasına ve olağandışı algı yeteneğine denk, sokak yaşamını bilen, yumruk yumruğa dövüşmeye hazır bir adam almıştı.
Ritchie bu konuda, “İlk filmin en önemli şeylerinden biri, karakteri, çoğu kişinin beklediği, deyim yerindeyse, toz tutmuş imajından uzaklaştırmaktı. Conan Doyle’ın özgün yaratımına sadık kalmakla birlikte, Holmes’un akıl ve zekasının yanında fizikselliğini de göstermek istedik. Robert tüm bunları sağlamakla kalmadı, denkleme daha da fazlasını kattı. Role büyük katkı sağlayan pek çok küçük ayrıntı vardı. Şimdi başka birisini Sherlock Holmes olarak hayal etmeyi imkansız buluyorum” diyor.
Holmes ve Watson arasında ki ilişkide cidden muhteşem.
Yapımcı Joel Silver bu konuda şöyle söylüyor: “Holmes ve Watson rolünde Robert ile Jude arasındaki dinamikte bir tür sihir vardı ve bu film söz konusu sihri daha üst düzeye taşımamıza imkan verdi. İlk filmde, izleyicilere karakterlerin özelliklerini tanıyacak zamanı vermemiz gerekiyordu. Bu filme gelindiğinde ise, zemini zaten oluşturmuştuk. Dolayısıyla, daha büyük, daha eğlenceli ve kelimenin her anlamıyla daha şiddetli bir aksiyona doğrudan giriş yapmamız mümkün oldu”.
Rousselot ve Guy Ritchie ilk filmde olduğu gibi yine Phantom adında yüksek hızlı dijital bir kamera kullandılar. Böylece, yönetmen aksiyonun hızını çeşitli şekillerde değiştirebildi. Ritchie, Phantom’u Holmes’un fiziksel kavgaya dönüşmek üzere olan şeyleri bir salisede aklından hesaplayışını gösteren ve “Holmes-vizyon” lakabı takılan şeyi yaratmakta kullandı. Bu kameranın yapabildiklerini yakından test etme imkanına sahip olmuş biri olarak. Filmde de son derece mükemmel bir şekilde kullanıldığını söyleyebilirim.
Yapımcılar senaryoyu yazmaları için karı-koca yazarlar Kieran ve Michele Mulroney’ye başvurdular. Özellikle Michele Mulroney, kaynak malzemeyi çok iyi biliyordu. Kendisi bu konuda şunu söylüyor: “İngiltere’de büyüdüm. Çocukken Sherlock Holmes kitaplarını okuduğumu ve Holmes’un beyninin tuhaf ve muhteşem işleyiş şekline hayran kaldığımı hatırlıyorum. Özgün hikayeleri tekrar okuyup, Arthur Conan Doyle’ın gizemlerindeki yaratıcılığa ve giriftliğe hâlâ hayret ettiğimi görmek büyük bir keyifti”.
Aslında, Sherlock Holmes’un gerçek meraklıları, yapımcıların diyaloglara Conan Doyle’ın bazı ifadelerini katarak yazara saygılarını gösterdiklerini de fark edeceklerdir.
Maceranın uluslararası boyutu yapım ekibi için hem fırsatları hem de zorlukları beraberinde getirdi. Bunların başında da filmin neredeyse tamamının Birleşik Krallık’ta çekilmiş olması geliyordu.
19. yüzyıl İngiltere’sini yeniden yaratmak 21. yüzyıl teknolojisi kullanmayı gerektirdi. Görsel efektler amiri Chas Jarrett’ın başını çektiği görsel efektler ekibi, bir asrı aşkın sürelik değişimi ortadan kaldırmak için ikinci birim çekimleri ve yeşil perdeden yararlandı. Dan Lin bu konuda, “Son görsel efekt teknolojileri sayesinde ağırlıklı olarak Londra ve çevresinde çekim yaparken, Avrupa’nın diğer yerlerinin fonlarından yararlanmamız mümkün oldu” diyor.
Greenwich bölgesi hem İngiltere hem de Fransa’daki kesitler için kullanıldı. Bunların arasında, filmin başında Sherlock Holmes’un kılık değiştirerek Irene Adler’ı takip ettiği Londra caddelerindeki sahneler de bulunuyordu. Greenwich daha sonra Paris Opera Evi’nin dışındaki sahnelerin dış çekiminde de kullanıldı.
Londra’daki Richmond Park, Holmes ve Watson’ın Sim’i bulmak için gittikleri çingene kampı olarak kullanıldı. Sim erkek kardeşi Rene’yi bulmak için Holmes ve Watson’la birlikte hareket etmeye başlayınca yolları önce Paris’e uzanıyor. O dönemde yeni inşa edilmiş bir mimari harikası olan Eyfel Kulesi’nin gölgesindeki bir kafe şehrin hemen dışındaki Hampton Court’ta inşa edildi.
Moriarty’nin yıkım çemberi genişleyince, Holmes, Watson ve Sim at sırtında Fransa’dan Almanya’ya geçmek zorunda kalırlar. Bu sekans Galler’in güzel manzaralı dağlarında çekildi.
İngiltere’nin tarihi Chatham Tersanesi, Alman Meinhard Mühimmat Fabrikası’nın yerine kullanıldı. Burada muazzam boyutta modern savaş teçhizatlarını görüyoruz ve Holmes da düşmanının acımasızlığını birinci elden öğreniyor.
Aksiyon, acımasız bir şekilde, Holmes ve Moriarty’yi İsviçre Alpleri’nde Reichenbach Şelalesi’ne bakan görkemli bir villada yazgısal bir karşılaşmaya sürükler. Greenwood’un tasarladığı göz kamaştırıcı manzara Jarrett’ın Görsel Efektler ekibi tarafından hayata geçirildi. Downey bu konuda, “Bence Conan Doyle da tam böyle bir şey isterdi. Bundan gurur duyuyorum. Burasının hem heybetli hem de dehşet verici, nefes kesen bir doğası var. Bu iki güçlü düşmanın ilk ve son olarak karşı karşıya gelmesi için çok uygun bir uçurum”.
Hikayenin uluslararası boyutu, ilk film olan ‘Sherlock Holmes’’un müziklerini de yapan Hans Zimmer’ın müziğine de yansıdı. Zimmer, “Elbette ‘Sherlock Holmes’ temasına da yer verdik ama bu daha büyük, daha epik bir filmdi ve bu fikri müziğe de uyarlamak istedik” diyor.
Besteci, Moriarty için yeni bir süit yazdı ve ayrıca Sim’in çingene kültürü ruhunu da müziğe katmak istedi. Zimmer bu amaçla Slovakya’daki Roman yerleşimlerine gitti. Burada, “inanılmaz müzisyenler” keşfettiğini aktaran besteci, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Kendimize birkaç müzik grubu bulduk ve onları bir otobüsle Viyana’ya getirdik. Burada küçük bir kayıt stüdyosuna girdik ve müzik yapmaya başladık. İşin ilginç yanı, ben Roman dili konuşmuyorum, onlar da Almanca ve İngilizce bilmiyorlar, ama beraberce oturduğumuzda konuştuğumuz dil hakkında hiçbir soru işareti yoktu”.
Warner Bros. Pictures, Village Roadshow Pictures işbirliğiyle, bir Silver Pictures ve Wigram Productions ortak yapımı olan film 16 Aralıkta Vizyona giriyor. Şimdiden biletinizi ayırtın çünkü film muhteşem olmuş.
Ocak 22, 2010
Sherlock Holmes
Dünya klasiklerinden biri olan Arthur Doyle’un ölümsüz eseri Sherlock Holmes yine yeni bir macerası ile beyaz perdeye aktarılıyor ve Warnerbros blogger özel gösterimiyle bu filmi izleme şansını elde ettiğimiz için ayrıca Warner Bros’a çok teşekkürler.
Ünlü yönetmen ve yapımcı Guy Ritchie nin elinden çıkan Sherlock Holmes bu defa oldukça güçlü bir kadro ile hazırlanmış. Oyuncu kadrosunda son zamanlarda adından çok fazla söz ettiren ünlü oyuncu Robert Downey Jr. Ve kızların hayran olduğu yakışıklı yıldız Jude Law var.
Konusunda ise fazla bir fark yok. Tema her zamanki gibi tam bir Sherlock Holmes klasiği ve değişen tek şey aksiyon ve filmin kalitesi. Son film teknolojisi ile bir klasik sanat eseri birleşince de ortaya izlemesi mükemmel bir film çıkıyor. Bugüne kadar gerek kitaplarında gerekse sinema filmlerinde haza iki beyefendi, soğuk tipler olarak resmedilen ikilimiz bu kez kısmen berduş, maceranın içine dalmaktan çekinmeyen, macerayı seven iki adam statüsünde. Bu da filme inanılmaz bir keyif ve hareket katmış. Bu ikili filmde yine kötülere karşı bir savaşa girişiyor ve ölümcül bir komployu engellemeye çalışıyorlar. Finali ise en kısa zamanda ikinci bir filmi müjdeler nitelikte.
Yapılmış en iyi Sherlock Holmes filmi olmaya aday bir yapım. Keyifle izleyeceğinize eminim.













