Ekim 10, 2010

Ölümü Beklemek…

Yazı kategorisi: Kanser tagged , , , , 12:00 pm tarafından fundasen

Geçenlerde bekleyişleri anlatan bekleyen bir bloga rastladım. Yazıları okurken bekleyişin en acı halini bir kez daha yaşadım…

Tarih 29 Şubat’ı gösteriyordu. Başım önümde doktorun odasından çıkarken ömrümün belkide en zor bekleyiş süreci başlamıştı. Ölümü bekliyordum…

Her an olabilir demişti doktor, en fazla bir hafta ya da onbeş gün. Bunu söylerken yüzünde üzgün bir ifade var mıydı ya da ben öyle olmasını mı ummuştum bilemiyorum. Bildiğim tek şey artık ölümü beklediğimdi; üstelik en sevdiğimin ölümünü.

Çıkışta kapının önüne oturuverdim. Usulca bir sigara yaktım. Serin ve kuru bir Ankara havasıydı. Rüzgâr hafifçe saçlarımın arasında dolanıyor. Acil servisin kapısında telaşlı bir kalabalık girip çıkıyordu. Oysa ben hiçbir şey duymuyordum. Kulaklarımda sadece doktorun o metalik tek düze sesi yankılanıyordu. “Elimizden gelen her şey yapıldı. Süreç oldukça hızlı ilerlemiş. Yapabileceğimiz hiçbir şey kalmamış.” Benim itiraz dolu çığlıklarım, çaresizce çözüm arayışlarım arasında o hep aynı şeyi söylüyordu. Otobüste geçen altı saatlik ne oldu, neden böyle oldu sorularıyla dolu geçen bekleyiş sürem, başka acı dolu bir bekleyişe yerini bırakarak nihayetlenmişti. Otobüsten iner inmez soluğu doktorun yanında almış, henüz güzel gözlümün yanına gitmemiştim. Şimdi olduğum yerde kalıvermiştim. Nasıl gidecektim yanına? Ne söyleyecektim? Çaresiz yaşlar süzüldü yanaklarımdan. Bu bekleyiş en acısıydı.

Odasına girdiğimde koşup boynuna sarıldım. Hasta yatağında gözleri ışıl ışıl beni bekliyordu. Onun bekleyişinde heyecan, özlem ve umut vardı. “Gördün mü kuzum seni yine getirdim buralara. Aramayın ben iyiyim dediysem de aradılar” diyordu. Hali iyiydi aslında biraz öksürük ve halsizlik dışında son derece iyi görünüyordu. “Kanım düşmüş yine kan verecekler çıkacağız” diyor, ölümü beklemiyordu…

Güzel gözlerine baktığımda, bu bekleyişin çaresizce, elimi kolumu bağlayıp değil, savaşarak geçeceğine karar vermiştim bile. İlk günler her şey daha iyiydi, uyumadığı zamanlar da sohbetler ediyor, gülüyorduk. O uyuduğu zaman bile uyumaya korkuyordum. Ölüm ya ben uyurken gelirse diye ödüm kopuyordu. Gözlerimde ki endişe ve gerginliği saklayamadığım zamanlarda odasının kapısının önüne çıkıp sessizce ağlıyordum. Onun yanında dimdik durabilmek için vitaminler alıyor; iki ya da üç gün uykusuzluğa direnebilmek için çözüm yolları arıyordum. Gündüzleri başka çözümler ve alternatif tedaviler bulabilmek için iki saat bilgisayar başına gittiğim zamanlarda bile kalbim korkuyla doluyor; endişe tüm benliğimi kemiriyordu adeta. En karanlık ve korku dolu bekleyiş bu bekleyişti.

Geceler çok zor geçiyordu. Herkes uyuyup da hasta koğuşunda sadece nefes sesleri duyulmaya başladığında, en ıstırap ve acı dolu saatlerim başlıyor; dışarıda şehir umursamaz, neşe dolu ve pırıl pırıl görünürken içimde beklenene duyduğum korku gitgide büyüyordu. Tırnaklarımın kenarını yemeğe o zaman başladım sanırım.

Hep bir şeyleri beklemiştim hayattan. Küçükken, büyümeyi; evlendiğimde, sevdiğimin eve dönüşlerini; iş hayatımda, mesai bitişlerini; ilk bebeğimi kucağıma alacağımı öğrendiğimde, onun yüzünü göreceğim günü beklemiştim. Ama ölümü ilk kez bekliyordum. İçimde gitgide büyüyen bir isyan ve çaresizlik duygusuyla, yere göğe sığamadan bekliyordum…

Bekleyişler vardır; hüzün kokar,

Bekleyişler vardır; fırtına çağırır,

Bekleyişler vardır; kelebekler kanat çırpar.

Aslında her birinin sadece bekleyenlerin gözlerinin anlattığı; hiç de farkında olmadığımız bir hikâyesi vardır.

Kasım 24, 2009

ÖLÜMÜ DÜŞÜNMEK

Yazı kategorisi: siirlerim tagged , 6:28 pm tarafından fundasen

Bir gece yarısı ansızın öpüverse dudaklarımdan
Alıverse beni kollarına
Yahut bir kış günü sarıverse beni
Tatlı bir uykuya dalsam kollarında
Ölümü düşünüyorum, delicesine
Bir sabah ansızın
Pencereden içeri sızıp, göz kapaklarımı öperken güneş
Ben geldim canım, merhaba dese bana
Yahut bir yaz günü
O Derin denizlere daldığımda
Dolansa ellerime, ayaklarıma
Dalgalarda bir köpük olsam
Ölümü düşünüyorum,
Ölümü özlüyorum delicesine
1997-Funda

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.